Nakşibendi Tarikatı - Öz değerleriyle birlikte.
ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE SORU SORUN? İLETİŞİM

GALERİ

ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz?





Tüm Anketler

SİTEDE ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZE ZİYARETLER!

 
Bugün Tekil753 
Bugün Çoğul1170 
Toplam Tekil 4965222 
Toplam Çoğul7782469 
Ip 5.2.81.1

REKLAM

 

HİMNET

YAŞANMIŞ BİR MEVLA'YA DÖNÜŞ HİKAYESİ..

YAŞANMIŞ BİR MEVLA'YA DÖNÜŞ HİKAYESİ..

Tarih 12 Kasım 2014, 22:20 Editör

Ateist idi, web sitemiz vesilesi ile Müslüman oldu, şimdi ise ibadetlerini yerine getiren, dinine bağlı güzel bir sufi olma yolunda ilerliyor..

Bir vesile, bu yazıyı okumaya niyet eden sevgili kardeşim.

Nasıl ki, Asrı Saadette cahiliye devrin deki kararmış gönüller, Allahu Tealanın Habibim dediği, ayetle sabit; alemlere rahmet Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) efendimizin vasıtası ile pak bir hale geldiyse, işte aşağıda ki bu yazı da, günümüz dünyasında cahiliye devrini yaşayan, sonrasında Allah’ın (cc) hidayet dilemesiyle Müslüman olan, Ebu Bekir Sıddık (ra)’dan Peygamber Efendimize dayanan, Nakşibendi Tarikat silsilesi ve Ehli Beyt’in o pak nurlu soyundan gelen, ayetlerde en barizinde kısaca“Evliya (Allah’a dost olan), Sadık, Salihler”, Hadislerde ise “Peygamber varisi” diye övülen bir mürşidi kamil olan, Adıyaman Kahta ilçesi Menzil köyünde yaşayan Gavs-ı Sani Şeyh Seyyid Abdulbaki El Hüseyni (ks) Hazretlerinin irşad halkasına girmekle müşerref olup, karanlıklar içinde ki gönlü aydınlığa kavuşan, yirmi dört yaşında İstanbul’da yaşayan Aytaç kardeşimizin, içinden geldiği gibi yazıya döktüğü, kısa ama her cümlesi anlam taşıyan, bir hayat hikayesini okuyacaksınız.

İşte kardeşler, bu mübarek kapılar herkese açıktır. Bin bir vesile ile dileyen gelir, gayreti ve nasibi nispetinde istifade eder.

Bursa kadısı Mahmud iken, bir mürşidi kamil olan Üftade (ks) Hazretlerinin irşad halkasına girerek, kaftanı ile ciğer satıp edep, sadakat, hizmet nimeti ile mücahade ederek, sultanlara sultanlık yapan Aziz Mahmud Hüdai (ks) Hazretleri haline gelen, mübarek zat-ı kiramların piştiği ocaklar, bugünde halen tütmekte ve nasibi olanlar gelip bu ocaklardan, edep ve sadakat karşılığında nasiplenmektedirler. Kimi iman kurtarmaya gelir, kimi Allah’a dost olmaya.. Niyeti her işte Rızayı İlahi olanlar, zaten O’na (cc) dostluğa adım atmıştır.  

Web sitemizi güzellerin duasını alarak açarken, niyetimiz Rızayı İlahi temelinde, Alemlerin Efendisinden gelen ve asırlardır insanların gönlünü huzur ile dolduran o nurlu Nakşibendi pınarını, bu kutlu cadde-i kübrayı insanlara tanıtmaya vesile olabilmekti. Gavs-ı Sani ks. Hazretleri “Ümmeti Muhammed ateş içinde, gece gündüz çalışın gayret edin, bir kişi olsa dahi kurtarmaya çalışın.” sözü mukabilinde ayet ve hadis kaynaklı muhtelif eserlerde ifade edilen, İslam’a ve Ümmeti Muhammed’e hizmetin, ne büyük nimetlere kapı açtığı ve ebedi dünya ahiret hayatının saadeti için, ne denli önem arz ettiği açıkça ifade edilmektedir. O yüzden Gavs-ı Sani ks. Hazretlerinin "Her ne yaparsanız yapın, niyetiniz Allah rızası için olsun." ve muadili sözleri temelinde “Hizmet, Nimettir..” sözü, yüzlerce neşriyatın içine işlendiği kutlu ve sırlı bir kelime olarak taliplilerine bir hazine değerindedir.. İşte bizde niyetlerimizi Allah cc rızası için kurup "Hizmet, Nimettir." sözü doğrultusunda web sitemizi açıp, faaliyetlerimize karınca kararınca devam etmeye çalışıyoruz..

Web sitemize rüyalar vesilesi  ile de ulaşıp, Nakşibendiliğin o nurlu halkasına dahil olan kardeşlerimize şahit oldukça, mutlu olmakta ve Rabbul Alemine hamdü senalar etmekteyiz. Aytaç kardeşimizde nadiren olsa da, zahiren de tanıştığımız kardeşlerimizden biriydi, başından geçen olayları özetçe yazmasını rica ettim.. Çünkü bu kardeşimizin karanlıktan aydınlığa, batıldan Hakka olan bu yolculuğunun son Durağı ve ilk adımı “Ya Rabbi Ben Pişmanım..” ile başlayan kutlu bir yol idi, bu kutlu yolu tanımak ve bu yolda yürümek isteyenlere de işaret olması niyetiyle gönülden dökülen bu satırları web sitemizle sizlerle paylaştık..

Allahu Teala, Sevdiklerini bize sevdirsin, Sevdiklerine de bizi sevdirsin. Bizleri iki cihanda sevdiklerinden ayırmasın. Hayırlı okumalar.

Biz ne bilirdik ki, Nakşibendiyi..
Sen’de öğrendik bu kutlu Tariki..
Arayan bulur, burada Aşk-ı İlahi’yi..
Zamanın Gavsı, Peygamber Varisi..
Mürşidimiz, sığınamızsın Ya Gavs-ı Sani.. (ks.)

Ve MinAllahi Tevfik

                                 NaksibendiTarikati.com

MEVLAYA DÖNÜŞ

Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Saygı değer bir büyüğümün ricası üzerine, sizlere kendi hayatımda olan manevi değişikliği ifade etmek için, bu satırları yazıp değerli okuyucularımıza aktarıyorum.

1990 yılında İstanbul’un Çapa semtinde, çekirdek bir aile içerisinde dünyaya gözlerini açan ve hayatla tanışmaya başlayan bir bebeğin, kundaktan kucağa, kucaktan erişkinliğe, ergenlikten olgunluğa olan serüveni ve süreç içerisinde yaşanan farklılıkları sizlere aktaracağım.

Aile fertleri içerisinde anneannem hariç hiç kimse dini inançlarını gerektiği gibi yerine getirmeyip, sadece sözel olarak “Elhamdülillah Müslümanım” ifadesine sığınarak dinini yaşayan bir ailenin evladıydım. Hayat şartları ve insanoğlunun hayatı boyunca yaşadığı dönemlerin sonucunda isyana yönelip, hayata karşı bakış açımda kibirli, insanları aşağılama, insanlara karşı kendimi üstün gösterme gibi birçok davranışı sergileyen bir kişiliğe sahiptim. Bu içten içe büyüyerek gelişen duygularım artık beni Yaratana karşı isyan etmeye doğru sürükleyen bir duruma getirmişti. Başıma gelen en ufak olaylarda bile “Bu da mı Allah’tan?” diyerek dalga geçen, “Allah varsa bunlar neden var, o zaman Allah varsa insanlar neden birbirini öldürüyor?” “Allah varsa insanlar neden sürekli sorunlu?” gibi düşüncelerle Allah’a isyanımı her fırsatta dile getirip baş kaldırıyordum. Bir dönem sonra ateist olmaya yönelik bir sempati ya da farklı bir duygu oluştu. “Nedir bu Ateistlik ?” diye araştırdığımda özünde mantık dışı saçma bir inancı adeta benimseyerek, benim dinim Ateistlik diyecek kadar ötesine gittim. İlerleyen zamanlarda Ateist inançlı arkadaşlar edinmeye, onlarla takılmaya başladım. Bu süreç adeta hayatımın dönüm noktasının en zirve dönemiydi. Bu süreç akıp giderken tarih 22.02.2005’ i gösteriyordu. Artık Ateistlik durumum öyle bir aşamalara geldi ki günde 3000 ile 10000 arası değişen “Azazil” ismini zikrederek şeytana sadık olduğumu ifade etmekten kaçınmayan, aslında şimdi anlıyorum dehşet verici, iğrençi berbat bir durumdaydım. Zaman zamanı götürmekteydi.

Tarih 29.05.2014 Saat: 04:00 civarı. Hayatım boyunca görmediğim bir rüya!

O öyle kudretli bir rüya ki, anlatsan anlatılamaz, söylesen söylenemez o derece net. Bir insanın uyku halinde olmasına rağmen BİLİNCİNİN AÇIK olduğu net bir rüya !!!  Zifiri karanlık, ama tek hissettiğim şey vücudumda ki tüm tüylerin bırak tüyleri vücudumuzdaki kan hücrelerin bile benim yıllarca inkar ettiğim zatı zikrediyordu.. Evet, ALLAH, ALLAH, ALLAH, ALLAH diyordu. Bedenimin ağırlığını bile hissedemeyecek kadar hafif ama yere basılamayacak durumda bile hissedilebilen bir durum. Yataktan uyandım. İlk düşündüğüm şey “Bilinmezlik” “İfade edememezlik” “Anlam verememezlik” Biliyorsun aslında cevabı, ama yine de bilmemek için direniyorsun. O gün evden dışarı çıkmadım. Durgundum, gözlerim halının desenlerine odaklanmış düşünüyordum. İçimde garip bir his var ve bu his rüyanın devamı olacağını hissettiriyordu. Kimseye anlatamadım. Zaman geçti, gündüz karanlığa büründü. Uyumamak için direndim, ama vakti gelince gözler uykuya daldı.

Tarih 30.05.2014 Saat: Meçhul…  Rüya…

Eski harabe ama içerisinde insanın sesinin yankılandığı bir ortam, belki bir hamam, belki bir medrese veya başka bir yapıt. Küçük bir oda, kapı açıldı. İçeriye bir zat girdi. Elinde oyma bir ağaç değnek var. Değneğini üzerime tutarak “Allah yolu sana farz kılındı. Allah yoluna gir.” dedi. “Kimsin sen?” demeye kalmadan rüyadan uyandım. Dün ve bugün görmüş olduğum rüyaların sıradan rüya olmadığını, bana bir durumun izahı olduğunu anladım. Şeytan bana böyle bir oyun oynamazdı. Bundan emindim. Sabah kahvaltımı yapamadım. Sürekli o söz kafamın içinde yankılanıyordu; “Allah yolu sana farz kılındı. Allah yoluna gir.” Günüm durgun ve düşünceli geçti. Öyle bir durumdaymışım ki, anneannem yanıma gelip “Evladım sen beni sevmezsin ama 2 gündür seni çok durgun ve endişeli görüyorum bir derdin mi var?” dedikten sonra rüyamı onunla paylaşmak istedim, ama sonra anlatmaktan vazgeçtim. “Yok bir şeyim anneanne, hep mi mutlu olacağız, birazda mutsuz olalım ki dengede duralım. Hadi git başımdan.” diyerek tersledim. Ama biliyordum içimde öyle bir sıkıntı ve daraltı vardı ki, beni bunaltıyordu. Akşam oldu endişelerim artmaya başladı. Uyumamak için adrenalin hapı kullandım. Sigara içtim. Uyumamam gerekiyordu. Saymadığım kaç bardak kahve içtim.

Bilgisayarda vakit geçirdim, ama ne yaparsam yapayım, sabah saat: 06:00 civarı gibi gözlerim uykuya dayanamadı. “Ne olacaksa olsun gel bakalım.” gibi düşüncelerle yatağa uzanmamla, uykuya dalmam bir oldu. Yanılmamıştım, tekrar o zatı göreceğimi hissediyordum. Rüya haline girdiğimde, gene aynı oda ve aynı sahne tekrarlanıyordu. Zat içeri girdi. Rüya olmasına rağmen, bilincimin açık olduğunun farkındaydım. İçeri girer girmez “Bu bir rüya değil biliyorum, sen bana bir şeyler izah etmek için buradasın kimsin, sen ne istiyorsun?” dediğimde, çattı kaşlarını; “Benim adım Bayezid. Allah yolu sana farz kılındı. Derhal Allah yoluna gir. Allah yolu sana emrolundu. Derhal Allah yoluna gir.” dediğinde, rüyadaki korkum uyandıktan sonrada devam ediyordu. Kalbimin atışını, kulaklarım hissediyor, beynim hissediyor ve tüm vücudum artık terlemeye başlamış bir durumda yataktan kalktım. 30-40 dk. boyunca gözlerim tavana bakar şekilde yatakta durdum. Düşündüm, düşündüm ve sonra kalkıp üstümü giyindikten sonra, bilgisayarın başına geçtim. Google arama motoruna Bayezid ile ilgili tüm terimleri yazdım. Bütün siteleri hiç usanmadan bıkmadan okudum, fakat kimi sayfalar Osmanlı Tarihinden bahsediyor, kimi kişiliklerden bahsediyor, kimi beldelerden bahsediyor, kimi kültürel durumlardan bahsediyor. Bu sitelerin içerisinde sadece bir site dikkatimi çekti, www.naksibenditarikati.com diye, din üzerine bir site olduğunu anlamıştım, ama kime neye hizmet ettiğini bilmiyordum. Sonra rüyam ile siteyi karşılaştırdım. Birbiri ile örtüşüyor. Rüyamı anlatıp anlatmamak arasında düşünürken; “Bu kadar düşünme muhtemelen okunmaz okusalar bile deli deyip ilgilenmezler .” diyerek ve rüyamı mail ortamında özetleyerek, sitede belirtilen e-mail adresine gönderdim.   

İki hafta gibi bir süre sonra cevap gelmişti. “Müjdeler olsun sana…” diye başlıyordu metni. Şaşırmıştım tabi, biraz garipsedim. Böyle bir rüya benim hayatımı alt üst etti, şimdi siteden gelen cevapta da, “Müjdeler olsun sana…” diye başlıyor. Neyin müjdesi olabilirdi ki? Satırları okudukça, Bayezid Bistami Hazretlerinin hayatını özetleyen bir metin içeriyordu. Rüyada onu gördüğümü ifade eden cümlelerle ve Peygamber Efendimizin rüyaların gerçek olabilme hadisleri üzerine metinler yazıyor ve bana müjdeleniyordu.  Gelen maile karşılık vererek; ”Ne yapmam gerektiğini bilmediğimi, bana nasıl yardımcı olabileceklerini.” ifade eden bir cevap gönderdim. Gelen cevapta, “Oturduğum yere yakın bir adres ve tavsiyeler vardı” Hemen akabinde işte çalışırken, telefonuma gelen yabancı bir numarayı açtığımda, web sitesinin kurucusu Rıfat abi telefonun bir ucunda, benimle konuşmaya başladı. Şaşkınlıklarım devam ediyordu. Özel işlerinden dolayı ancak iki hafta sonra cevap yazabildiğini, mahcubiyetinden dolayı beni aradığını söylemişti. Hiç karşılıksız yapılan bu davranışlar bir yandan da beni mest etmişti.

Bana durumumla ilgili endişelenmememi ve göndermiş olduğu adrese gitmemi öneren bir konuşmadan sonra vakit kaybetmeden evden çıkarak belirtilen adrese gittim. Tabi bu süreçte çok git gel yaşadım. Gittiğim adres, SEMERKAND tabelası bulunan, içerisinde kitap, tespih, dini kitapların ve hediyelik eşyaların bulunduğu bir dükkandı. Kapıda duruyorum, ama içeri girip girmemek arasında tereddüt yaşıyorum, bir yandan karşımdaki insana bu durumu nasıl izah edebilirdim ki? Düşünsenize bir rüya görüyorsun, takılıp peşine gidiyorsun, karşındaki insanın senin için bakış açısı nasıl olur, düşünebiliyor musunuz? Bu durumlar beynimin içinde dolanırken, derin nefes aldım ve “Bayezid amca sırf sen rüyama girme diye geldim. Hadi bakalım.” diyerek attım kapıdan içeri kendimi. İçeride bir bayan müşteri vardı. Beni de müşteri zannederek ilgili arkadaş “Buyur kardeşim sana nasıl yardımcı olabilirim” dediğinde anlamsızca bir tebessüm ile “Siz müşteri ile ilgilenin benim durumum biraz karışık” dedim ve beklemeye başladım.

Müşteri gittiğinde artık sıra bana gelmişti ve ben sözlerime nasıl başlayacağımı düşünürken ilgili arkadaş “Adım Zeki nedir senin durumun?” dediğinde “Sözlerime nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama ben bir rüya gördüm ve o rüyanın sonucunda Google’da bir site buldum ve o site ile görüşmelerim sonucunda buranın adresini buldum.  Telefonda görüştüm ve rüyamı sana anlatmamı istedi. Durum bu şekilde kardeşim” diyerek sustum bir yandan endişe bir yandan da heyecan var tabi.  İlgili arkadaş “Adın nedir ?” diyerek tanışma diyaloglarıyla konuşmaya başladık ve ben ona rüyamı anlattığımda bana; “Bu rüyayı kimseye anlatma. Bugün Cumartesi, bizim her Cumartesi günleri akşam 20:00’de sohbetimiz olur. Akşam gelmek ister misin? Buluşalım mı?” diye teklif ettiğinde “Tabi tabi nasıl istersen olur. Benim için vakit problemim yok.” dedim. Eve gittiğimde aklımda tek düşünce, Zeki kardeşin bu duruma gayet normal tepki vermesi ve cana yakın davranışı ile anlayabilmiş olmasıydı. Zaman geçti. Hava karardı ve saat 19:45 gösterdiğinde telefonum çaldı ve arayan Zeki kardeşti ve Şehremini'de bir kasabın önünde buluşmak için anlaştık. Bende evden çıktım, ama işte o an şeytanın bana gitmemem için aklıma bin bir düşünceler soktuğunu anladım, tek yaptığım şey onunla konuşmayıp susarak kararlılıkla kasabın oraya ulaşmaktı. Oraya doğru yol alırken yıllarca ibadet edip zikrettiğim şeytan bile beni aldatmaya ve yolumdan çevirmek için vesvese vermeye başlamasıyla, ona karşı olan düşüncelerimi gayet netleştirmeme sebep olmuştu. Şeytan bir an olsun gitmedi “Aytaç bunca yıl bana ibadet ettin. Şimdi onlar sana ne verebilir? Saçma bir rüyanın peşinden gidiyorsun Bu ne kadar mantıklı ?” “Aytaç onlar senin beynini yıkarlar. Hani yolda gördüğün cübbeli sakallı insanlardan tiksiniyordun ya işte senide öyle yapacaklar..”  “Aytaç onlar sana bir şey vermez.  Onlar seni kullanırlar. Hizmet edersin sürekli onlarla olmak zorunda olursun. Özgürlüğünü kısıtlarlar. O yasak bu yasak şu haram bu günah gibi seni hayattan soğuturlar..”  “Aytaç sen bunca yıl beni zikrettin şimdi ne için oraya gidiyorsun?” gibi ve daha nice cümleler aklımın ucundan geçiyordu ve bir müddet sonra durakladım. Şeytan o kadar sıkıştırmıştı ki geriye bir adım attım sonra “Hayır ben bunca yıl sana hizmet ettim. Sana taptım, fakat bu rüya normal rüya değil ve ben sonucu her ne olursa olsun bunu bilmek istiyorum.” diyerek geri dönmekten vazgeçtim ve yoluma devam ettim. Soluklu bir yürüyüşün ardından kasabın önünde Zeki kardeşin gelmesini bekledim. 10-15 dk. sonra o geldi, fakat bu süre içerisinde şeytan bana vesvese vermekten hiç vazgeçmedi.

Zeki kardeş “Aytaç kusura bakma kardeşim, yolda gelirken ufak sorunlar yaşadım.” ifadesini kullandığında, şeytan beni vazgeçiremeyince ona yöneldiğini anlamıştım ama sustum. “Önemli değil şu an buradaysan sıkıntı yok kardeşim. Hadi gidelim nereye gideceksek..” dediğimde “Uzakta değil hemen yan taraf..” diyerek bir Çay Ocağına girdik. İçeri girdiğimde insanların birbiri ile olan diyalogları ve samimi ifadeleri beni etkileyen ilk etken olmuştu. Beni aşağı kata indirdiler, içimde biraz korku biraz heyecan bir yandan da neler olup biteceğini düşünmeye fırsat kalmadan kendimi adım atılamayacak kadar kalabalık bir ortamın içerisinde buldum. Herkes tek bir yere odaklanmış pür dikkat dinliyor, kimseden bir ses çıkmıyordu. Gözlerimi biraz daha ileri kaldırdığımda kürsüde konuşan bir insanın vaaz verdiğini gördüm. O durumun verdiği psikoloji olsa gerek, bende diğerleri gibi konuşmacıyı dinlemeye başladım. Aslında dinlemiyordum, dinliyor gibi yapıyordum. Aklımda tek düşünce rüya ve şu an bulunduğum ortamdı.

Bir müddet sonra konuşma bitti. İkramlar yapıldı ve beni ayrı bir odaya alarak, rüyamı anlatmamı istediler. Ben de anlattım. Orada Resul diye bir abi tanıdım. Onu ilk görür görmez kanım kaynamış, samimi bir içtenlikle ona güvenmeye başladım. Bu süreçten sonra saat 00:00 civarını gösteriyorken Resul Abi bana gelerek “Sen de şeytanın damarı var mı ?” dediğinde “Bilmiyorum..” dedim. Beni ilim ehli güzel bir hocaefendiye götürdüler. Eyüp Sultan Hazretleri diye bir türbede buluştuk. Hocaefendi, bana kendini tanıttığı süreçten, İslamiyet’i anlattığı sürece kadar, kendisini öyle güzel dinlettirmişti ki, ben hayatım boyunca bir insanı bu kadar dikkatli dinlediğime şahit olmamıştım ve o güzel insanın bir sözünü o kadar kendime benimsedim ki aynen şöyle dedi; “Ben namazını terk eden insandan korkarım. Çünkü namazını terk eden insan Allah’ı terk etmiştir.” bu söz bu kadar mı anlamlı ve düşündürücü olur? Sorarım size? Bakın ne diyor! “Namazını terk eden insandan korkarım. Çünkü namazını terk eden insan Allah’ı terk etmiştir.” Sonra Kelime-i Şehadet getirtti. Arkasından da İslamiyet’in bütün mezheplerini anlatarak hangi mezhebi istediğimi, beğendiğimi sordu. Nezakete bakın? Bu kadar ince düşünen bir hoca var karşımda. Cevabım “En kaliteli mezhep hangisi ise o olsun..” dedim, hepsi gülmeye başladı. Aile ve yaşam tarzımı düşünerek olacak ki; “Hanefi” olsun o zaman dedi. O gün içimde tarif edemediğim bir huzur, mutluluk ve öğrenme hevesi vardı. Her gün çay ocağına gitmeye başladım, bir süre sonra hatme yapmaya başladım, bir süre sonra rabıta yapmaya başladım, o kadar hızlı öğrenmeye başlamıştım ki, Zeki kardeşimin şunları şunları ezberle dediği sureleri, bir haftada ezberleyip, başka neyi ezberleyeceğim diye sorguluyordum. Sağ olsun Zeki kardeşimin vesilesi ile yönlendirmeleri ile namaz sürelerini ezberlemiştim. 

Ne güzel bir kulmuşum ki 01.06.2014 tarihinde İslamiyet Sancağı altında Müslümanlığı yaşayarak, Ehl-i Sünneti keşfederek, Peygamber Efendimizin sünnetlerini öğrenerek, Ramazan ayına denk gelmiştim. İlk orucum olacaktı. Heyecanlı bir bekleyişim ve bir ay boyunca tutulacak orucun sevabını düşündükçe, daha çok tutasım geliyordu. İbadet aşkı öyle bir sarmıştı ki beni, Çay ocağına bile giderken beyaz gömlek, beyaz pantolon, beyaz çorap ve beyaz takke ile gider hatmelerime katılırdım. Bir süre sonra Cay Ocağı vekili yanıma oturdu, sana bir kağıt vereceğim oradaki isimleri ezberlersen sana vird vereceğim dedi. Vird ne demek dedim? Zikir deyince “İstemem ben zikrin ne olduğunu gördüm.” dediğimde; “Korkma bu öyle bir zikir değil evladım. Kalbinin ihtiyacı olan ilaç. Sen bu ilacı aldığın sürece, dünyanın en büyük şeytanı dahi sana vesvese vermeye geldiğinde kalbindeki nur onu yağ gibi eritir. Böylece sen de kendini günahlardan ve haramlardan uzak tutarsın. Allah’ı her anında anarsın. Bilirsin.” diyerek konuşmaların sonucunda kabul ettim. İlk gün ilk virdim 5000 adet Allah lafzını tespih ederek çekmek oldu. 2. gün derken, 3. gün derken 4. gün vird çekerken.. Şeytan bir vesvese ile beni gaflete düşürüp, vird çekerken sayıyı bilmek için tespihe taktığım iğne telini parmağımın aradığını anladığım an zikri bıraktım. Çünkü ben kalben değil, zorunlu bir sorumlulukmuş gibi o zikri çekmeye başladım ve sonunda ne zaman bitecek diye o iğnenin takılı olduğu kancayı parmağımla yokladım.

Beyaz örtümün altında ilk gözyaşımı döktüğümde, Allah’a şöyle dua ettim; “Allah’ım sen beni yarattın. Bana birkaç rüya gösterdin varlığını bana gösterdin, anladım. Tamam sen varsın. Peki şimdi bu durum neyin mesajı? Bana ne mesaj verdin sen? Sana inandım işte iman ettim işte. Şimdi bu şeytan neden beni gaflete düşürdü? Niye izin verdin? Seni zikrederken şeytan nasıl oluyor da beni gaflete düşürüyor? Bak Allah’ım ya sen bu şeytanı engelle yada beni bana bırakacaksan ben bu şeytanla baş edemem. Sen bilirsin.” diyerek dua ettim ve 25 estağfurullah çekerek virde en baştan başladım.

Namazlarımın sadece öğle ve ikindi olan bölümü kazaya kalıyordu, onunda sebebi çalıştığım işyerinin Yahudi bir firmaya ait olması ve işyerinde namaz kılınmaz düşüncesinin benimsenmiş olmasının verdiği kural gereği kılamıyordum. Bu işyerinden ayrılışımda sırf namaz kılamadığım için olmuştu. Hiç unutmuyorum. Ayrılacağım gün patronum bana senden memnunum ne eksiğin var ki işi bırakıyorsun dediğinde, ben de aynen şöyle cevap vermiştim. “Siz askere gittiğiniz değil mi? Komutanınızdan emir aldınız değil mi? Onunda sizin gibi insan olmasına rağmen sadece rütbe farkından dolayı WC temizle dese bile istemediğiniz halde temizleyecek durumda olduğunuzdan, hatta korktuğunuz için emirleri yerine getiriyordunuz öyle değil mi ?” diye sorduğumda “Evet haklısın yani?” diye cevap verdiğinde, “Yani efendim benim bir komutanım yok bir insan değil. Fiziği yok elle tutulur gözle görünür bir durumu da yok, ama VAR, ben inandım ve iman ettim.  Namazı farz kılıyor, fakat zorlamıyor kılacaksın diye başında da durmuyor. İster kıl, ister kılma, ama ahirette ilk hesaba namazdan başlarım diyor. Ben işimi garantiye alayım, yıllarca isyan ettim, bak bugün anlım secdeye değiyor. Yani sana tavsiyem bırak bu kuralları İslam’a gel, Müslüman ol, öldüğün zaman kaliteli ölürsün. Kusura bakma ama işin aslı bu. Ben de yeniyim daha, Allah diyerek yatıp kalkıyorum, burada öğle ve ikindi namazı kılamadığım için işi bırakıyorum. Hadi eyvallah” diyerek odadan çıktım ve işime son vermiş bulundum.

İnanır mısınız? İnsan düşündükçe, bazı durumların farkına varıyor. İşi bıraktıktan tam iki gün sonra, daha iyi bir şirkette iş buldum.  Düşünsenize Allah’a ibadet edemediğin için işi bırakıyorsun.  Allah sana daha iyi imkânlarla namaz kılabileceğin bir iş imkânı sunuyor. Görüşmeye gittiğimde ilk kuralım “Namaz kılma engeli olmayacak, yoksa kabul etmem..” diye şart koymuştum. 

O gün bu gündür aynı şirketin bünyesinde çalışmaya devam ediyorum. Bu süreçler devam ederken artık beş vakit namazın farzları dışında, teheccüd ile evvabin namazlarını da kılmaya özen gösteren bir kul olmuştum.

İlerleyen zaman akıp giderken. Takvim Kurban Bayramını gösteriyorken gece 02:40 civarı, telefonum çaldı. Arayan Zeki Kardeşimdi. “Gavsımız İstanbul’a geldi senide götürüyorum. Hazırlan hemen sabah namazına yetişelim.” dediğinde inanın gözlerimden yaşlar aktı. Ben ona gidemedim, ama o büyük zat bana gelmişti. İstanbul’a gelmişti. Sıradan giyinemezdim. En güzel takım elbisemi kılıfından çıkarttım. Tertemiz giyindim. Öyle bir coşkuyla ve tarif edilemez bir duygu ile sevinç ve mutluluğu bir arada yaşıyordum ki, evde beklemekten vazgeçip dışarı fırladım. Beni almaya gelmişlerdi. Ve yolculuğumuz başladı. Yolculuğumuz O güzel zataydı. Uzunca bir yol gittik. Hava yağmurlu ama kimse umursamıyor,  İstanbul’a Sultan gelmişti. Ben hayatım boyunca öyle bir kalabalık görmedim. Kadını erkeği akın akın ilerliyorlardı. Ben içimden “Belki seni göremeyeceğim, ama niyetim Allah’ın rızası ile seni görmektir.” diye geçirdim. Fakat sabah namazını kıldıktan sonra, o kalabalığın içinde kendimi nerede buldum biliyor musunuz? Gavs Hazretlerinin yanında, sarığı ellerimin avuçlarında, sedef gibi akça pakça onun o sesini işitmek nasıl bir duygudur, insan kendini kaybediyor. O gözleri var ya, o gözleri, bir bakanı bin yakıyor. Kendimi hangi ara nasıl onca kalabalığın arasından sıyrılıp da, yanı başında dizlerinin önünde, sarığından tutarak tövbe metninde geçen “YA RABBİ, BÜTÜN YAPMIŞ OLDUĞUM TÜM GÜNAHLARDAN BEN PİŞMANIM, KEŞKE YAPMASAYDIM, İNŞALLAH BİR DAHA BEN YAPMAYACAĞIM”  ifadelerini ağızdan bir bir döken, o mübarek sultanımızın sözlerine eşlik edebiliyor olmak ne güzeldir.

Değerli arkadaşlarım. Hayatımda yaşadığım çok uzun süreçlerin özetidir bu metinlerim, ama unutmayın! Her ne yapacaksanız Allah rızasını gözeterek yapın. Ateistlikten – Müslümanlığa olan süreci hep birlikte burada okuduk istişare ettik. Siz güzel kardeşlerime abilerime ve beni İslam sancağı altında Müslümanlığı tanıtan, öğreten tüm saygı değer büyüklerime bu teşekkürü borç bilirim. Allah Razı olsun.

Değerli arkadaşlarım, sıkılmadan okuyup bu son satırları gözünüzden geçirirken, benimde size bir hediyem olsun. İnşallah hediyemden sonra sizde başkalarına hediye ediniz.

HEDİYE :

 “NAMAZ KILMAYAN İNSANDAN KORKARIM, ÇÜNKÜ O ALLAH’I TERK ETMİŞTİR!” bu sözü kendinize benimseyin ve her fırsatta anımsayın, inanın ALLAHU EKBER tekbiri ile NAMAZ KILMANIZA vesile olacaktır. İnşallah.

 

                                                    Aytaç K.
***********************



Evet, kardeşlerim yazıyı okudunuz ve yine bize gelen birçok e-postadan bir tanesi paylaşalım yeri gelmişken ki, yine bir şeyler idrak etmemize vesile olur.. Hissemize düşenleri hâyırlısı ile almak dualarıyla..

Kimden: m**** k***** (****@hotmail.com)
Gönderme tarihi:07 Aralık 2014 Pazar 14:38:14
Kime:naksibenditarikati@hotmail.com (naksibenditarikati@hotmail.com)
Selamün aleyküm, ben istanbuldan *********, sayın hocalarım gavs hz lerini rüyamda gördüm yanında oturuyordum benimle konusuyordu gülümsüyordu bana tövbe etmek istermisin dedi evet dedim gözlerimin icine baktı bana döndü elimi tuttu tövbe ettirdi. Bana bilgi verirseniz cok sevinirim allah razı olsun.

*******************
Günleriniz hâyır içinde geçsin...

Aşağıda ki videoda izleyeceksiniz; Peygamber Efendimizin (Sav) Gavs-ı Sani Şeyh Seyyid Adulbaki Hazretlerine teveccühü. Bu kapının değerini bil kurbanım, bugünde dünlerin yarını idi, sıkı sıkı sarıl Gavs'a.. Vird, Rabıta, Hatme, Hizmet gibi nimetlerin değerini bil inşaAllah. Çubuklu'dan İbrahim Karakuzu adlı sofinin kısa bir anısı. Gavs-ı Sani Hazretlerinin elinde tövbe etmesi ve intisap etmesi, sonrasında Peygamberimizi (SAV) rüyasında görmesi.. Hissemize düşenleri hâyırlısı ile almak dualarıyla..

"(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez. Ebu Bekri Sıddıkı gören de, gerçekten onu görmüştür. Şeytan onun da suretine giremez.) [Hadis]"

Anlatan: Adem Topal Hoca, Semerkand TV




Bu yazı 42944 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit




Sizlerin Anıları

Bir okurumuzun yaşadığı güzel bir anı..

Bir okurumuzun yaşadığı güzel bir anı.. Üniversite öğrencisi bir kardeşimizin başından geçen hoş bir anı..

İki Sofi Şehidimizin Anısı

İki Sofi Şehidimizin Anısı Hayırla yâd etmek için sitemize eklemek istedik..

SEMERKAND KÖŞESİ

Söz ve Resim
Dünyada bir garip veya bir yolcuymuş gibi yaşa

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

BEŞİR DERNEĞİ

SÖZLÜK

(c) Web sitemizin Semerkand Şirketler Grubu gibi bir kuruluş ile resmi bir bağı kesinlikle yoktur, tamamen kişisel çabalarla kurulmuş bir web sitesidir. Ancak istifade edilmesi için yazı ve linklerini kaynak belirterek yayınlayıp, destek verdiğimizde olabilir. Ayrıca diğer kaynaklardan, ehli sünnet çizgisinde gördüğümüz çalışmaları kaynak göstererek sitemizde yayınlamaktayız. Niyetimiz, sayısız faydasını gördüğümüz, Kuran ve Sünnet esaslı bu yüce Nakşibendi yolunu insanların tanıması ve istifade etmesine vesile olabilmektir. Sitemizden emeğe saygı çerçevesinde kaynak göstererek her türlü alıntı yapılabilinir. www.NaksibendiTarikati.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim