Cephede Bir Şeyh - Şeyh Muhammed Diyaüddin Hz.


Açıklama: Sofileri ile kutlu bir cihad gerçekleştiren Hazret'in ks. anısı..
Kategori: Tarihden
Eklenme Tarihi: 06 Nisan 2015
Geçerli Tarih: 18 Temmuz 2018, 11:47
Site: Nakşibendi Tarikatı - Öz değerleriyle birlikte.
URL: http://www.naksibenditarikati.com/detay.asp?icerikID=323


Nakşibendi yolunun büyüklerinden ve şu an Adıyaman Kahta ilçesi Menzil köyünde ikamet buyuran Gavs-ı Sani Şeyh Seyyid Abdulbaki El Hüseyni ks. Hazretlerinin mübarek babaları Gavs-ı Kasrevi Seyyid Abdulhakim El Hüseyni ks. Hazretlerinin de ilk mürşidi olan Şeyh Muhammed Diyaüddin k.s. hazretleri otuz dört yıllık irşat hayatında çevre köy ve kasabalarda medreseler kurup talebe yetiştirdi, dergâhlar açıp gönüller yaptı. Birinci Dünya Savaşı başladığında Hizan’daydı. Seferberlik ilan edilmiş, medrese talebeleri de askere çağrılmıştı. Ancak bedel ödedikleri takdirde medrese talebeleri askerlikten muaf tutulabiliyordu. Muhammed Diyaüddin hazretleri, ilmî çalışmalar aksamasın diye, bütün talebelerinin askerlik bedelini ödeyerek medrese tahsilinin devamını sağladı.

Fakat bir müddet sonra cihadın farz-ı ayın haline geldiğini gördü. 1915 sonlarıydı ve bölgede müthiş bir kış yaşanıyordu. Soğuk ve kıtlık yüzünden geçici bir süre memleketlerine gönderdiği talebelerini, olumsuz kış şartlarına rağmen geri çağırdı. Önceden bedellerini ödediği halde talebeleri ve sofileri ile cepheye koştu. Hazret, Bitlis ve çevresinin Rus işgalinden kurtulmasında etkili olmuş, hizmetlerinden dolayı daha sonra devrin yöneticilerinden tebrik ve teşekkür mektupları almıştı.

Muhammed Diyaüddin k.s. savaşın en şiddetli zamanlarında bile talebeleriyle cemaat olup vakit namazlarını kıldırıyor, ikindiden sonra hatme-i hacegan yaptırıyordu. Etraftan, cephede olduklarını, namazı cemaatle kılmanın veya hatmenin gerekmediğini söyleyenler oluyordu. Muhammed Diyaüddin hazretleri her defasında onlara şöyle diyordu:

– Cihat vazifeye mani değilse, biz hem cihat ederiz hem de vazifelerimizi hakkıyla yaparız.

Hazret cephede talebelerinin ilim tahsilini de sürdürmüştü. Mevzilendikleri her yerde ilk önce medrese olarak kullanacakları çadırları kurduruyordu. Bir keresinde yerleştikleri yeni bir bölgede sofilerin kurduğu çadırların arasında durmuş;

– Niçin talebelerin seslerini duyamıyorum, diye sormuştu. Bağlıları;

– Efendim, bu çadırları mutfak olarak kullanmak için kurduk, deyince, Hazret onları etrafına topladı, düşmanla niçin savaştıkları hususunda bir sohbette bulundu.

İlim öğrenmedeki maksat da tıpkı cihatta olduğu gibi Allah’ın dinini yüceltmekti. Cihat veya ilim öğrenmek söz konusu ise beşerî ihtiyaçların bir önceliği olamazdı.

– Öyleyse, demişti sofilerine, bir dahaki sefere önce medrese olarak kullanılacak çadırları hazırlayacak, mutfak çadırını ondan sonra kuracaksınız.

Bir başka kaynakta ise şöyle geçiyor:

İlmi ve fazîletiyle insanları hak yola dâvet eden Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri, aynı zamanda dîni, vatanı ve milleti için savaşarak büyük kahramanlıklar gösterdi. Birinci Dünyâ Savaşında talebeleriyle birlikte Ruslara ve Ermenilere karşı kahramanca savaştı. Kardeşleri Muhammed Saîd ve Muhammed Eşref ile birçok sofisi/müridi şehîd oldular.

Kardeşinin şehitlik haberini getirene "Kurşun neresinden gelmiş?" şeklinde sorusuna, "Göğsünden." diye cevap alınca, "Elhamdülillah kaçarken değil, hucüm ederken şehit olmuş." diyecek kadar hassas bir zât idi..

Din ve vatan uğruna yaptığı hizmetlerinden dolayı zamânın bütün âlimleri ve devlet adamlarının hürmet ve sevgilerine mazhâr oldu.

Birinci Dünyâ Harbine katılarak büyük kahramanlıklar gösteren Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri, koluna isâbet eden bir mermi sebebiyle felç oldu. Felcin bütün vücûda yayılmaması için Bitlis Askerî Hastânesinde sağ kolu kesildi. Fakat Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri bu ameliyatın arkasından ağır bir hastalığa tutuldu. Talebeleri ve sevenleri o vefât edecek diye üzülüyorlardı. Bâzan kendinden geçiyor, bâzan da ayılıyordu. Bu hal üzereyken bir gün şöyle buyurdu:

"Rüyâmda yanıma kalabalık bir velî grubunun geldiğini gördüm. Gavsü’l-a'zam Arvâsî, Abdurrahmân Tâgî ve Şeyh Fethullah Verkânisî de aralarındaydı. Dünyâda mı kalacağım yoksa âhirete mi intikâl edeceğim husûsunda aralarında uzun müzâkereler yaptılar. Şeyh Fethullah Verkânisî dünyâda kalmamın daha hayırlı ve insanların hidâyete kavuşmalarına vesîle olacağımı belirterek sekiz yıl daha yaşamamı teklif etti. Hazır bulunan büyüklerimiz de bu teklifi uygun görerek dağıldılar."

Allahu Tealaya zor yoktur, şeytana dahi nice özellikler veren Yüce Rabbim sevdiği kullarına neler vermez ki.. Nitekim Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri bu rüyânın dokuzuncu yılı başlarında vefât etti. 

Alıntı:
Semerkand Dergisi
Evliyalar Ansiklopedisi

Derleme NaksibendiTarikati.com