Nakşibendi Tarikatı - Öz değerleriyle birlikte.
ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE SORU SORUN? İLETİŞİM

GALERİ

ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz?





Tüm Anketler

SİTEDE ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZE ZİYARETLER!

 
Bugün Tekil932 
Bugün Çoğul1218 
Toplam Tekil 5933828 
Toplam Çoğul9078543 
Ip 5.2.81.1

REKLAM

 

HİMNET

Kapı Her Zaman Açık

Kapı Her Zaman Açık

Tarih 27 Aralık 2013, 23:23 Editör

Asrı Saadetten gönülleri okşayan bir olay..

Ensar… Nebi (A.S.)’ın Medine’ye hicretinde, bütün müminlere kucak açan gönül erleri… İslâm toplumunun iki temel direğinden biri…

Yurtları ise, Medine… Madde ve mana dünyasının aleme yansıyan yönü. Dünya ve ahiretin denge taşlarının konulduğu şehirlerin anası Mekke’de doğan Allah Rasulü’nün müminlere bu dünyada son kez tebessüm ettiği kutlu şehir.

Medine… O şehir ve halkı daha ilk günden meftun olmuştu Sevgili Resul’e… Kainatın en sevgilisini bağrına basmak için can atardı büyüğüyle, küçüğüyle. İnsanları Nebi (A.S.)’a tutkun, Efendimiz (A.S.) onların gönlüne hakimdi. İnsanların gönül dünyasındaki hürriyet, bu tutsaklığın ardından geldi.

Medine’li müminler, kainatın serveri Efendimiz’i kalplerine yerleştirirken boyunlarını bükmüş, O’nun nazarlarının aydınlığında ağaçların meyveye durması gibi olgunlaşırlarken, Sevgili Peygamberimiz’in gönlünde de özel bir yer edinmişlerdi. Bir gün şu sözler dökülmüştü mübarek dudaklarından: “Allah biliyor ki, ben sizi seviyorum.” (İbnu Mace)

 Bakış!..

İşte bu şehrin insanıydı, Salebe bin Abdurrahman. Sevgili Peygamberimiz (A.S.)’ın sevgisinde eriyor, O’nun bir dediğini iki etmiyor, asla yanından ayrılmıyordu. Her zaman Efendimiz’in hizmetinde idi. Gönlünü sevgiyle doldurmuş, sevgisini aşka boyamıştı.

Sevgiliyi unutmak, ayrı durmak, gönül diyarını kendi haline terketmekti. Gönül diyarını terk edemiyordu, Salebe. O’nun nazarları altında hizmetinde kusur etmiyordu.

İslâm, dünya ve ahiret hayatının toplamıydı. Müslüman, dünyada ahireti için çabalayan, ahirette ise bu çabaların karşılığını devşirendi. Bu dünya ahiretin tarlasıydı. Sevinçler, kederler, sıkıntılar bu dünyaya mahsustu.

Derken, birgün Sa’lebe bin Abdurrahman, komşusunun evinin önünden geçerken bir an istemeden gözü evde yıkanan bir kadına takıldı. Ardından bir daha baktı. Gözlerine hakim olamamıştı. Kendini toparladığında ise pişmanlık bütün benliğini sarmıştı.

 Cümle Kapısı

Gözler, sarayların cümle kapılarına benzer. O kapılar, sarayların da, surların ardındaki bir şehrin de ilk göze çarpan görkemli mimari yapılarıdır. Bazen insan, şaheserin daha içini görmeden o kapılara tutulur kalır. İnsanın da güzelliği gözlerden başlar.

Bakışları çok görkemli insanlar vardır; saf, duru, akpak gönüllerini yansıtan. Gönül sarayı tertemizdir onların. Zira o sarayın tahtına oturttukları Yüce Sevgili, kalplerini tertemiz istemiştir:

“Rasulüm! Mümin erkeklere, gözlerini harama dikmemelerini söyle.” (Nur/30)

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar.” (Nur/31)

Medine’li Salebe bin Abdurrahman, kendi tertemiz gönül sarayının daha cümle kapısında, Allah’ın yasakladığı bakışı ile o an, kendini belki de yapayalnız hissetti. Yüce Sevgili’nin rıza göstermediği haram bakış, müminin gönül sarayında sevgilisiz kaldığı, heva ve heveslerin hakimiyet kurduğu yalnızlığı doğurur.

İhtimal, Salebe bu yalnızlığın neticesinde Rasulü Ekrem (A.S.)’e vahiy gelmesinden korktu. Belki, bu korku en çok sevdiği Allah ve Rasulü’nü kaybetmek endişesinden kaynaklanıyordu. Mahzundu. Medine ve Mescid-i Nebi artık ona dar gelmeye başlamıştı. Kolay değildi, Efendimiz’in bakışları arasında büyümek. Ve…

Medine’den ayrıldı. İlahi irade bir hakikati daha ispatlayacaktı. Salebe belki Efendimiz’in nazarından uzaklaşmıştı ama O’nun tasarrufatıyla günahını kendine dert edinmişti. İşte bu yüzden derdini içinden söküp atamıyordu. Sevmesine rağmen, günahkârdı. Allah’a yöneldi ve Cenab-ı Hak, Salebe’ye tevbe kapısını açtı. Salebe, derdinin ancak Alemlerin Rabbi tarafından çözüleceğine inanmıştı bir kere. Yönelecekti En Yüce Sevgili’ye. Zira O:

“Allah, bir adamın içinde iki kalb yaratmadı.” (Ahzab/4) demiyor muydu? Kalbin sahibi Allah, buna güç yetirirdi.

Nebi (A.S.), mescidde Salebe’yi göremeyince Sahabe-i Kiram’a onu sordu. Salebe terketse bile O, sevdiğini bırakmazdı. Zira o eli Allah için tutanların tek sahibi Cenab-ı Hak’tı:

“Muhakkak ki, sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Kim verdiği sözü bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur.” (Feth/10)

Dünya ve ahiret hayatında denge istiyordu, kainatı yaratan… Belki de bu dengenin kilidini gözlerde gizlemişti. Salebe bin Abdurrahman, gönülleri ateşleyen Muhammedî nurun; bir türlü unutamadığı o bakışların derin manalarıyla boynunu Allahu Tealâ’ya büktü.

Allah’a boyun eğenler ne zaman yükselmedi ki?!… Ve Cebrail (A.S.) Sevgili Peygamberimiz’e durumu haber verdi:

“Ey Nebi! Ümmetinden biri Medine dağlarında, Allah’ın azabından, yine Allah’a sığınıyor!”

Sevgi ve muhabbet asla karşılıksız bırakılmaz. Resulü Ekrem (A.S.) Hz.Ömer ve Selman-ı Farisi’yi, Sa’lebe bin Abdurrahman ‘ı bulup getirmekle görevlendirdi. Dosttu bunlar; tanıştıkları günde cankardeşi olmuşlardı. Salebe’yi bulup derdini çözmeliydiler. Zira ellerini Allah için tutup gönül verdikleri O Sevgili Resul:

“Mümin, kardeşini zor durumda bırakmaz.” (Buharî, Müslim) diyordu.

 Züfafe

Züfafe… Medine dağlarında koyun otlatırdı. Hz. Ömer ve arkadaşı, Züfafe’ye Sa’lebe’yi sordular:

“Buralarda, dağlarda yaşayan bir genç biliyor musun?”

“Herhalde siz cehennemden kaçanı soruyorsunuz.”

“Cehennemden kaçtığını nereden biliyorsun?”

“Gece yarısı olunca şu taraftan ağlayarak gelir ve ‘Keşke ruhum bu iki alemden ayrılmasaydı…’ diye feryat eder.”

Züfafe kaç kere görmüstü Salebe’yi, Alemlerin Rabbi’ne yalvarırken… Gece yarısına doğru Salebe aynı sözleri söyleyerek geldi. Hz Ömer gence yaklaştı. Hz. Ömer’i görünce Salebe:

“Rasulullah’a benim ne tür bir günah işlediğim bildirildi mi?!..” diye sordu. Hz.Ömer:

“Bilmiyorum. Rasulullah bizden seni getirmemizi istedi.” dedi.

“Senden birsey istiyorum: Bilal kamet getirip, Resulullah tam namaza başladığında mescide girelim. Zira ben, Rasulullah’dan çok utanıyorum.”

“Haydi gidelim.” dedi Hz.Ömer.

 Dostumuz

Saf olmustu Mescid-i Nebi’de müminler. Salebe, Efendimiz (A.S.)’ın namazdaki kıraatini işitince bayılıverdi. Kendine gelince Rasulullah (A.S.)’ın yanına getirdiler. Buyurdular:

“Benden niçin uzaklaşıyorsun?”

“Ya Rasulallah! Senden çok utanıyorum.” dedi

“Allah hata ve günahları bağışlar…”

Ve… Sevgili Peygamberimiz (A.S.), Salebe’ye evine gitmesini söyledi.

Salebe gitti ama aradığı huzuru bir türlü bulamıyordu. Hastalanmıştı ve günler geçtikçe günahının ağırlığı artıyor gibiydi.

Sahabe-i Kiram’ın durumu haber vermesi üzerine, Nebi(A.S.) Salebe bin Abdurrahman’ın evini şereflendirdi. Bu, Mevlâna Hazretleri’nin “O geliyor O!… Dostumuz, Yarimiz geliyor!…” dediği gibi bir gelişti bu.

Rasullullah (A.S.), Salebe’nin yatağına oturdu. O’nun başını dizlerine yasladı. Şefkat nazarlarını, Salebe’ye lutfettiler. Salebe:

“Ey Allah’ın Rasulü, o baş günahlarla dolu. Sizin tertemiz teninize layık değildir!” deyince Efendimiz:

“Peki Salebe. Sen ne istiyorsun?” diye sordu.

“Ey Allah’ın Rasulu! Sadece Rabbimin beni affetmesini istiyorum.” dedi.

“Salebe! Cebrail sana Rabbimin selamını söylüyor. Ve O’nun, ‘Kulum dünya dolusu hatayla bile bana kavuşursa, ben onu dünya dolusu mağfiretle karşılarım.’ buyurduğunu söylüyor.”

O anda Salebe sükûnete kavuştu. Aradığı huzuru bulmuştu. Ve o huzurla günahlarından arınmış tertemiz bir mümin olarak Rabbine kavuştu.

Cenaze namazını, Efendimiz (A.S.) kıldırdı ve onu defnetti. Kabirden dönerken parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Sahabe-i Kiram nedenini sorunca:

“Salabe’yi karşılayan melekler o kadar çok ki, onların kanadına basmamak için bu şekilde yürüyorum” buyurdu. (Ebu Nuaym, İbnu’l Esir, İbnu Hacer)

İşte günah… İşte samimiyetle yapılan bir tevbe… Ve işte Rahman ve Rahim olan Allah’ın verdiği karşılık:

“Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşan kullarım! Allahın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (Zümer/53)

“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Peygamber’i ve iman edenleri utandırmayacaği günde, Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Çünkü onların nurları, önlerinden ve yanlarından koşar da, ‘Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Çünkü sen her şeye kadirsin.’ derler.” ( Tahrim/8)

Semerkand Dergisi / Ahmet Yatağan / Haziran 2000

Bu yazı 10415 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit




Menkıbeler

Alay Etmenin Cezası

Alay Etmenin Cezası "Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" Buyurdu.

Rahip Barsisa ve Şeytanın Hliesi

Rahip Barsisa ve Şeytanın Hliesi Şeytan, sırtında cübbesi, elinde asası, başında sarığı, elinde tesbihi olduğu halde bembeyaz sakalıyla Şeyh Bersisa...

SEMERKAND KÖŞESİ

Söz ve Resim
Daima iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz…

Hacı Bektaşı Veli

BEŞİR DERNEĞİ

SÖZLÜK

(c) Web sitemizin Semerkand Şirketler Grubu gibi bir kuruluş ile resmi bir bağı kesinlikle yoktur, tamamen kişisel çabalarla kurulmuş bir web sitesidir. Ancak istifade edilmesi için yazı ve linklerini kaynak belirterek yayınlayıp, destek verdiğimizde olabilir. Ayrıca diğer kaynaklardan, ehli sünnet çizgisinde gördüğümüz çalışmaları kaynak göstererek sitemizde yayınlamaktayız. Niyetimiz, sayısız faydasını gördüğümüz, Kuran ve Sünnet esaslı bu yüce Nakşibendi yolunu insanların tanıması ve istifade etmesine vesile olabilmektir. Sitemizden emeğe saygı çerçevesinde kaynak göstererek her türlü alıntı yapılabilinir. www.NaksibendiTarikati.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim