Nakşibendi Tarikatı - Öz değerleriyle birlikte.
ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE SORU SORUN? İLETİŞİM

GALERİ

ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz?





Tüm Anketler

SİTEDE ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZE ZİYARETLER!

 
Bugün Tekil2143 
Bugün Çoğul3173 
Toplam Tekil 4580866 
Toplam Çoğul7277657 
Ip 54.80.30.49

REKLAM

 

HİMNET

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ

HATME-İ HACEGAN ve ZİKİR MECLİSLERİ

HATME-İ HACEGAN ve ZİKİR MECLİSLERİ

Tarih 29 Şubat 2016, 08:50 Editör

Bu değerli meclislerin faziletleri hakkında güzel bir yazı dosyası..

Zikir, “anmak, hatırlamak, yâdetmek, gaflet ve unutma halinde bulunmamak, namaz kılmak ve dua etmek” manalarına gelir.

 

Sûfîlerin ıstılahında ise, “Allah’ı belirli cümleler veya kelimelerle anmak” demektir. Zikir, yüce Allah’ın bilinen güzel isimleri ve tevhid kelimesi yani “lâ ilâhe illallah” ile yapılır.

 

Zikir, yüce Mevlâ’dan başka her şeyi gönülden çıkarmak; Rabb’in huzuruyla gönlün itmi’nan bulmasıdır.  Zikir, insanın kalbini boş sevgilerden kurtarır. Allah aşkını kalbe yerleştirir. Bütün yüce ahlâk ve övülen sıfatlar kalp zikriyle kendisini gösterir. Bu aynı zamanda Allah’a vâsıl olabilmenin de temelini oluşturur. İşte bu yüzden zikir, Kur’an ve Sünnet’te teşvik edilmiş ve Allah dostları tarafından da tövbeden hemen soma en önemli sıraya alınmıştır.

 

Zikir Hak yolcusunun en önemli amelidir. Bu yüzden tasavvuf terbiyesinin ana hedefi, kalbi uyandırmak ve yüce Allah’a bağlamaktır. Bütün mesele kalbin uyanmasıdır. Kalbi uyanmayan bir kimse taklitten bir türlü kurtulamaz. İbadetin gerçek tadını alamaz. İlâhî emirlerdeki hikmeti ve inceliği kavrayamaz.

 

Gavs-ı Sânî hazretleri (k.s) bir sohbetlerinde zikir hakkında şöyle buyurdu:

 “Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar ve sonra ölür. Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele halindedir. Rabbü’l-âlemîn, ‘Bilesiniz ki kalpler ancak Allah ’ın zikriyle huzur bulur'[1] buyurmuştur.”[2]

 

Allah Teala (c.c) her anı zikirle dolu olan akıl sahiplerine dikkatle buyurmuştur ki; “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”[3]

Hak Teâlâ diğer bir ayette de şöyle buyuruyor: "Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) tesbih ederler."[4]

 

Diğer bir ayet de şöyledir: "Onlar öyle erlerdir ki herhangi bir ticaret ve alışveriş kendilerini Allah'ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar, yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar."[5][6]

 

Ebü’d-Derdâ’nın (r.a) rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûlullah Efendimiz (s.a.v) zikrin insana ne kazandırdığını şöyle anlatır:

“Size amellerinizin en hayırlısını, Rabb’iniz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya onlarla savaşırken şehid düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi? Bu amel, Allah’ı zikretmektir[7]

Hz. Peygamber’in (s.a.v) zikrin faziletiyle ilgili hadislerinden bazıları şöyledir:

 

“Her şeyin bir temizleyeni vardır, kalbi temizleyen de Allah Teâlâ’nın zikridir[8]

“Her şeyin bir cilası vardır, kalbin cilası da Allah’ı anmaktır[9]

“Rabb’ini zikredenle etmeyen diri ile ölü gibidir[10]

“İçinde Allah zikredilen ev ile Allah zikredilmeyen evin misali, ölü ve dirinin misali gibidir[11][12]

"Kim bir yere oturur da orada yüce Allah'ı hiç zikretmezse, bu kendisi için bir noksanlık ve Allah katında kınama sebebi olur. Kim bir yere uzanır da orada yüce Allah'ı hiç zikretmezse, bu kendisi için bir noksanlık ve Allah katında bir kınama sebebi olur. Kim bir yolda yürür de bu esnada yüce Allah'ı hiç zikretmezse bu kendisi için bir noksanlık ve Allah katında kınama sebebi olur."[13]

 

Ebu Süleyman Dârânî (k.s.) der ki: “Cennete bir ova var, kul Allah’ı zikre başladı mı melekler bu sahaya ağaç dikmeye başlarlar. Bazan meleklerden biri ağaç dikme işine ara verir. Neden duruyorsun? Diye sorulunca, namına ağaç diktiğim şahıs zikre ara verdi, (fütur getirdi) de ondan, diye cevap verirler.[14]

 

Büyük ariflerden İbrahim b. Ethem (rh.a) zikrin güzelliği konusunda şöyle der: “Yüce Rabbim kendisini seven ve çokça zikreden dostlarının kalbine öyle bir zevk koymuştur ki, eğer dünya sultanları bunun ne kadar tatlı olduğunu bilselerdi onu ele geçirmek için bütün ordularıyla ariflerin kalbine hücum ederlerdi. Ancak Allah dostları onu gizlerler, sultanlar da ondan habersizdirler.”[15]

 

Zikir Meclisleri

 

Hz. Peygamber (s.a.v) zikir meclislerini cennet bahçesi olarak tanıtmaktadır. Bir gün,

“Sizden biriniz cennet bahçesini görürse hemen girsin ” buyurdu. Sahabiler,

 

“Cennet bahçesi nedir?” diye sordular. Allah Resûlü,

“Zikir meclisidir” diye cevap verdi.[16]

 

İbn Ömer’in rivayetinde Resûl-i Ekrem (s.a.v), yukarıda anlatılan cennet bahçelerinden bahsettikten sonra hadisin devamında,

 

“Allah Teâlâ’nın seyyar melekleri vardır, zikir yerlerini ararlar, buldukları vakit onları kuşatırlar[17]buyurdu.

 

Allâme İbn Allân es-Sıddıkî, el-Ezkâr şerhinde bu hadisi açıklarken şöyle diyor:

“Zikir meclisine uğradığınız zaman siz de onlar ile zikredin veya onların zikirlerini dinleyin. Zira onlar şu anda ve gelecekte de cennet bahçelerindendirler. Nitekim Allah Teâlâ, ‘Rabb’inin makamından korkan için iki cennet vardır[18] buyurmuştur.”[19]

 

Ebû Hüreyre (r.a.) ve Ebû Said el-Hudrî’nin (r.a.) rivayetlerinde Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Herhangi bir kavim bir yerde toplanır ve Allah Teâl⠒yı zikrederlerse, zikirleri esnasında melekler onları tavaf edip kuşatır, rahmetullâh onları kaplar, üzerlerine bir sekine nâzil olur ve zikir meclisinde bulundukları müddetçe Allah Teâlâ kendi indindeki meleklere onları göstererek bakın benim şu kullarıma diyerek onlarla iftihar eder[20]

 

Hz. Muâviye’den (r.a) rivayet edildiğine göre Allah Resûlu (s.a.v) bir gün ashabının yanına çıktı, onların halka kurup Allah’ı zikrettiklerini görünce,

“Burada oturup ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Onlar,

“Allah’ı zikir ve hamdetmek için toplandık” dediklerinde, Resûl-i Ekrem.

“Şimdi Cebrâil geldi ve bana Allah’ın sizinle meleklere övündüğünü haber verdi ’’dedi.[21]

 

Bir gün Ebû Hüreyre (r.a) sokakta gördüğü halka,

 

“Burada boşu boşuna ne duruyorsunuz; koşun mescide, orada Resûl-i Ekrem’in mirası bölünüyor. Siz de hakkınızı alın” der. Halk hemen mescide koşar ve böyle bir şey olmadığını görünce geri döner. Vaziyeti Ebû Hüreyre’ye anlatırlar ve,

 

“Biz bir taksimata tesadüf etmedik” derler. Ebû Hüreyre (r.a),

“Ya ne gördünüz?” diye sorunca, onlar,

“Kimi Kur’an okuyor, kimisi zikir yapıyor” dediler. Ebû Hüreyre (r.a),

“İşte Resûl-i Ekrem’in mirası odur” dedi.[22]

 

Ebû Hüreyre’nin (r.a) bildirdiğine göre Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurdular:

“Allah Teâlâ’nın bazı melekleri vardır ki bunların vazifeleri yollarda dolaşıp ehl-i zikrin bulundukları yerleri aramaktır. Böyle zikir meclislerini de buldukları zaman hemen birbirlerine seslenip toplanırlar ve yeryüzünden gökyüzüne kadar o meclisin üzerini doldururlar. O zaman Cenâb-ı Hak her şeyi bildiği halde onlara sorar:

 

- Kullarım ne diyorlar? Melekler:

- Seni zikir, tesbih, tekbir, tahmid ve temcid ediyorlar. Allah Teâlâ,

- Onlar beni gördüler mi, diye sorar.

- Hayır, vallahi görmediler, derler. Tekrar sorar:

- Beni görseler ne yaparlardı? Melekler:

- Seni görselerdi sana olan tahmidleri ve ibadetleri çok şiddetlenir, tesbihleri artardı. Allah Teâlâ yine sorar:

- Peki, benden ne isterler? Melekler:

- Cenneti isterler. Allah Teâlâ:

- Cenneti gördüler mi? Melekler:

- Hayır, vallahi görmediler. Allah Teâlâ:

- Görseler nasıl olurdu? Melekler:

- Görseler daha çok isterlerdi. Allah Teâlâ:

- Bir sıkıntıları var mı? Melekler,

- Evet yâ Rab, cehennem ateşinden korkuyorlar, ondan sana sığınıyorlar, derler. Cenâb-ı Hak yine merhametle sorar:

- Onlar cehennemi görmüşler mi? Melekler,

- Hayır, yâ Rab, görmediler, eğer görselerdi daha çok sakınırlar ve daha çok sığınırlardı, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:

- Siz şahit olun ey meleklerim, ben onlara muhakkak mağfiret ettim.

Resûlullah(s.a.v) sözüne devamla şunu anlattı:

- Meleklerden biri,

- Onların arasında kendilerinden olmayan ve bir işi için gelen falan kimse de vardır, der. Allah Teâlâ:

- Onlar öyle bir cemaattir ki onların arasında bulunanlar da şaki olmazlar.”[23], [24]

Bir rivayette, Efendimiz (s.a.v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: “Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” buyurdular ve halkaya oturdular.[25]

 

Yine Efendimiz (s.a.v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

“Burada ne yapıyorsunuz?“ diye sordu. Halkadakiler:

“Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz.” Dediler. Efendimiz (s.a.v) onlara:

 

“Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:

“Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):

 

“Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir[26]

 

Diğer bir hadiste de:

“Herhangi bir topluluk sırf Allah rızası için toplanıp Allah’ı zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: “Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi.“[27],  [28]

 

Hatm-i Hâcegân

 

Hâcegân, "ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar" demektir. Hatm-i hâcegân "büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettikleri hatim" demektir. Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri, müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre "hatm-i hâcegân" denilmiştir.

 

Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fâtiha ve İhlâs'ların hatim sevabına denk olmasındadır. Çünkü Hz. Resûlullah (s.a.v), İhlâs sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur'an'ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir. Büyük hatmede toplam 1000 adet ihlâs sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur'an hatim sevabına denktir.

 

Hatm-i hâcegân, sâdât-ı Nakşibendî nazarında çok kıymetlidir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve zor yolculuk halleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri yapmışlardır. [29]

 

Nakledildiğine göre Sultan Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) hazretleri, müridleriyle birlikte karayolu ile hac yolculuğuna çıkmıştı. Hazret, yolculukta bile hatmeyi terk etmemişti. Hatta çölde arabaların arkasında halka kurdurarak hatmeyi yaptırmıştı.[30]

 

Muhammed Diyaüddin (k.s) birinci dünya savaşı Rus işgalinde savaşın en şiddetli zamanlarında talebeleriyle cemaat olup vakit namazlarını kıldırıyor, ikindiden sonra hatme yaptırıyordu. Etraftan, cephede olduklarını, namazı cemaatle kılmanın veya hatmenin gerekmediğini söyleyenler oluyordu. Muhammed Diyaüddin hazretleri her defasında onlara şöyle diyordu:

- Cihat vazifeye mani değilse, biz hem cihat ederiz hem de vazifelerimizi hakkıyla yaparız.[31]

 

Hatme, hem cemaat hem de ferdî olarak yapılan bir halka zikridir. Kitap ve Sünnet'te övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden biridir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

 

"Sabah akşam Rab'lerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme."[32]

 

Bu âyet-i celile nâzil olduğu zaman, Resûl-i Ekrem (s.a.v) evinden çıktı ve bu yalvaran topluluğu aramaya koyuldu. Bu esnada üzerlerindeki elbiselerinden başka bir şeyleri olmayan, başı açık, derisi kuru bir topluluğa rastladı. Hepsi Allah'ı zikrediyorlardı. Onlarla beraber oturdu ve,

“Allah'a hamdolsun ki ümmetimden de benim kendileriyle birlikte sabretmemi emir buyurduğu kullar yaratmıştır." dedi.[33]

 

Bu yolun büyükleri olan veliler, insanların Allah Teâlâ'ya ulaşabilmesi için birtakım vesileler aramışlardır. Bunu da tecrübe ederek müridlerine öğretmişlerdir. Hatm-i hâcegân da bunlardan biridir. [34]

 

İşte halka şeklinde yapılan Hatm-i Hacegan da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur. Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

 

Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz.leri tertip etmiştir. “Hatm-i Hâcegân” diye de anılır. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.[35]

 

En şerefli meclis

 

Bir defasında Efendimiz (s.a.v) zikir için toplanan bir halkaya uğradı ve:

”Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a hamd dolsun[36] buyurarak aralarına oturup onları şereflendiler.

 

O günkü Müslümanların ilim ve zikir meclisini saadetli vücudu ve cenneti süsleyen kalb-i şerifi ile şereflendiren Efendimiz (s.a.v), daha sonra bu emaneti koruyan, Allah için halka kuran, oturup Yüce Allah’ı zikreden, kendisinin tek mirası olan ilmi öğrenen kimseleri de yalnız bırakmaz. Allah Teala’nın izniyle bu garib ümmetini de rûhâniyeti ile şereflendirir; sevgisi ve duası ile destekler.

 

Gavs-ı Bilvânisî (k.s) hatmedeki bu sır ve şeref hakkında şöyle sohbet buyurmuştur:

“İnsanlar, bir araya gelip hatme/zikir yapmanın faziletini bilselerdi, hasta ya da sakat olsalardı bile yine de sürünerek hatmeye gelirlerdi. Çünkü hatmenin manevî reisi Hz. Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimizdir. O, bu meclislere manen teşrif buyurur ve oradakilerin dileklerini Allah Teala’ya ulaştırır. Efendimizin (s.a.v) ilahi huzura arzettiği şeyler geri çevrilir mi?”[37]

 

Hangi Amel...

 

Bir gün Gavs Seyyid Abdülhakim Elhüseynî (k.s.) hazretlerine,

 

- Efendim, bizler hatme yapıyoruz, sâdâtlar da buna çok ehemmiyet veriyorlar. Acaba bu hatmelerden bize ne gibi fayda var, diye soruldu. Hazret şu cevabı verdi:

 

- Hatmenin birçok faydası vardır. Şu anda Resûl-i Ekrem (s.a.v) bana, "Ümmetime en iyi ve en faydalı bir ameli tavsiye et" diye buyursa benim hangi ameli tavsiye edeceğimi bilir misiniz? Hatm-i hâcegânı tavsiye ederim. Çünkü hatmenin reisi Resûl-i Ekrem'dir. Silsile-i Şerif okunmaya başladıktan sonra, Resûlullah'ın (s.a.v) ruhaniyeti başta olmak üzere, diğer bütün sâdâtların ruhaniyeti o halkaya iner ve orada bulunan bütün cemaatin arzularını kaydederler. Silsile okunması tamam olduktan sonra Resûl-i Ekrem'in (s.a.v) ve sâdâtların ruhaniyeti o halkada bulunanların arzu ve isteklerini doğrudan Rabbü'l-âlemin'e arzederler. Resûlullah'ın (s.a.v) götürdüğü ve Allah'a (c.c) arz ettiği istekler hiç reddedilmez.[38]

 

Gavs-ı Bilvânisî (k.s.) bir sohbetinde hatme yapmanın ve zikretmenin ehemmiyetini şöyle dile getirmiştir:

“İnsan, günde iki defa sâdâtın ruhaniyetini hazır etmeli ve nazarları altına girmelidir. Biri hatmede, biri de vird çekerken... Günde bir veya iki defa sâdâtın nazarına giren kimse için korku olmaz. Sâdât-ı Nakşibendi onları bırakmaz, Peygamber Efendimiz onu yalnız bırakmaz.”[39], [40]

 

S. Muhammed Raşit Hz. (k.s.) hatme için şöyle nasihat etmiştir:

“Sadat-ı Nakşibendi yanında hatme çok kıymetlidir. Hatmesiz kalınmamalıdır. İnsan Nakşibendi olduktan sonra nerede bir hatme yapılırsa hissesi içindedir. Bir defa hatme bir de vird çekerken sadatın ruhaniyetinin nazarı altına girmelidir. Tarikate girip de mazeretsiz olarak evde oturup da hatmeye girmeyen kimseyi ne Peygamber (s.a.v.) ne Sadat-ı Kiram tanır. Camiden ve hatmeden uzak kalmayınız.”[41]

 

S. Muhammed Raşit Hz. (k.s.) diğer bir sohbetlerinde:

"Hatmede okunan sûre ve zikirler, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ve diğer büyük zatların ruhuna bağışlandıkça, o ruhlar, zikir meclisinde bulunanları tanırlar. Bu tanışma, ahirette şefaate ulaşmaya ve sıkıntılı zamanlarda himmetin gelmesine vesile olur. Bir kişi, Nakşibendî olduktan sonra, bütün hatme meclislerindeki sevaptan istifade eder. Hayatta ve öldükten sonra da amel defteri kapanmaz."[42]

 

Şeyh Abdurrahman-ı Tâhî hazretleri (k.s):

"Rabıta yapmak, sohbetlere devam etmek ve hatme, bu yolun en önemli esaslarındandır. Sûfîler bunlara devam etsinler. Sohbeti ise asla bırakmasınlar. Bütün himmet, cezbeyle yapılan sohbettedir."[43]

 

Hatme Güzel Bir Sadaka-i Cariyedir

 

Hatme/hatim, hem dünya hem de ahiret hayatı için insana büyük faydalar sağlar, ölü de diri de hatmeden istifade eder. Hatme, hayatta olana şevk ve muhabbet katar, ölü olanın sevap defterine bile “salih amel” adıyla manevi kazanç sağlar. Henüz günah işleme yaşına gelmemiş, ergen olmamış çocuklara bile faydası vardır. Mesela çocuk yaşta olan kimsenin, işlediği iyiliklerin faydasını artırır ve o kişide ileride bunun karşılığı ortaya çıkartır. Onun için abdest almasını bilen, namaz kılmasını öğrenen ve hatme sırasında usulüne göre davranabilecek çocuğun hatmeye girmesine müsaade edilir. [44]

 

Hatmede okunanların sevabı zikrin sonunda, önce Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize, peşinden Sahabe-i Kirâm ve Sâdâtı Kiram’ın (büyük veliler) ruhlarına hediye edilmektedir. Bu zikirlerin sevabı ayrıca bu silsileye tabi olan, onları sevip Allah yolunda talebelik yapan bütün müntesiplere ve diğer meşreplerdeki Hak yolcularının ruhlarına da hediye edilmektedir.

 

Bu zikir sadece mürşid tarafından belirli günlerde tek bir yerde değil, bu yola müntesip olanların bulunduğu hemen her yerde, her gün yapılmaktadır. Allah rızası için böyle bir halkaya girip kıyamete kadar yapılacak zikir ve hayırların sevabına hissedar olmaktan daha kârlı hangi yatırım vardır? Bu ne güzel bir sadaka-i cariyedir ki, sahibine kıyamete kadar sevap ve nur akıtmaya devam eder.[45]

 

Muhammed b. Hânî hazretleri (k.s), Âdâb kitabında, Mevlânâ Halid Zülcenaheyn'in (k.s) şu sözünü nakleder:

"Bu tarikat-ı Nakşibendîyye'nin çocukla ihtiyara, ölüyle diriye menfaati birdir."

 

Ölen kabrinde, kalan dünyada iken menfaat görür. Zürriyetimiz kesildi, bir Fatihaya muhtaç olduk; o zaman Nakşibendi sofisi olarak ölürsek, dünyada kıyamet kopana kadar nerede bir Nakşibendî hatm-i hâcegânı kurulursa, muhakkak bize de sevabından gelir. Bugün dünyanın değişik yerlerinde her gün binlerce hatm-i hâcegân yapılıyor. Onun için kimse kabrinde garip kalmaz. Okunan bin İhlâs sûresi ve İnşirah sûresi, Mülk ve Nebe sûresinin sevabı illâ ki kabrimize de gelir.[46]

 

Gavs-i Bilvanisi (k.s) Hz.leri şöyle buyurmuştur:

“İnsanda muhalefet olmadıktan sonra, Nakşibendî olduktan sonra nisbet devam eder, kesilmez. Bağda da olsa, dağda da olsa menfaati her zaman devam eder. Okunan her Fatiha'ya, yapılan her hatmeye o da dahil olur. İnsan Nakşibendî olduktan sonra, ister mürid, isterse sâlik olsun, bütün yapılanlardan istifade eder. Nerede bir hatme yapılırsa hissesi içinde olur.”[47]

 

Hatme-i Hâcegânın Hikmetleri

 

Sâdât-ı kiramdan Şeyh Abdurrahman-ı Tâhî hazretlerinin (k.s) ilk halifesi, Muhammed Sami Erzincânî (Pîr-i Sâmi) hazretleri (k.s), İmam Birgivî hazretlerinin Tarikat-ı Muhammediyye adlı eserinden naklettiği bir sohbetinde şunları anlatır:

 

“Şah-ı Nakşibend hazretleri (k.s) buyurmuş: “Bu yol ahlâk yoludur. Kötü ahlâkı değiştirip yerine iyi olan ahlâkı, huyları koymak içindir.” Kötü ahlâkı ıslah etmek her mümin için farzdır. Kötü ahlâkın ıslahı ise ancak tarikat ameliyle mümkündür. Yetmiş dokuz kötülenmiş ahlâk karşısında yetmiş dokuz da övülmüş güzel ahlâk vardır. Hatmede okunan yetmiş dokuz İnşirâh sûresi (Elemneşrahleke), müridin bu kötü huyların ilacı ve tedavisi için okunur. Bir kimse bunu tek başına okusa, elbette faydasını görür, ama ne kadar? Denizin yanında damla ne kadarsa o kadar! Bu sûre, “Biz senin kalbini açmadık mı? Senden yükünü indirmedik mi?”[48]  mealindeki âyetlerle başlar. Mürid, hatme esnasında kendisine taş verilmemiş de olsa, hatme sırasında hemen hepsini okumuş gibi sevap alır. Ne kadar evliyanın ervahı var ise o zikir meclisine iştirak eder.

 

Hatmede zâhirî hesaba göre bile otuz üç Kur’an hatmi yapmak gibi sevap vardır. Çünkü (büyük) hatmede 1000 defa ihlâs-ı şerife okunur. Üç İhlâs-ı şerife okumanın bir Kur’an hatmi kadar sevap olduğuna dair hadisler vardır. Şu halde büyük hatmede 333 Kur’an hatmi gibi sevap vardır. Bu yüce Nakşibendî yolu, Allah Teâlâ’ya giden bir yoldur. Cenâb-ı Hakk’ın bin bir güzel isminin tecellisine insanı ulaştırır.

 

İmam Nevevî hazretlerinin (rh.a) bildirdiğine göre; "İhlâs-ı şerife sûresinin okunması, okuyanın yüce Allah'a karşı muhabbetini artırır. Muhabbetin göstergesi ise istikamettir.'

 

Tarikat, fâniliğin şuurunda olmak demektir. Kur’an-ı Kerîm’de mealen zikredildiği gibi: “Yeryüzünde olan her şey fânidir. ”  Bunun sırrını ortaya çıkarmak için hatme başlarken rabıta yapılır. Rabıta yapan, şeyhinde fâni olmayı öğrenir. Bu manevi hali (fenâ makamı) bilen de Resûlullah’ta ve Rabb’inde fâniliği idrak eder. Onun için bu tarikat, tövbe ile başlar. Hatmeye başlarken yirmi beş defa “estağfirullah” denir. Bunu yaparken parmağınızla sayın. Elinizdeki taş miktarınca okuyun; ne bir eksik ne bir fazla.

 

Hatme duası bitince de Kur’an’dan bir sûre okunur. Hatme sevaptır niyetiyle bu zikre girilmez. Bu niyetle gelen yorulur. Çünkü hatme, bu tarikatın bir amelidir. Tarikatın ameli ise terkedilmez. Sevap zaten onun içindedir. Büyükler buyurmuş: “Cenneti istemek Allah dostlarına haramdır. Cennet, ancak yüce Allah’ın cemalini görme yeridir. Onun için cennet istenir.” Mürid de (yüce Allah’ın, Resûlullah’ın ve mürşidinin razı olduğu işleri yaparak) efendisinin rızasını kazanmaya bakmalıdır. Onun rızasını kazanmadan, yine onun mülkünden elinde bir şey geçmiş olsa bile neye yarar? Ama onun rızasını kazanırsan varını yoğunu sana ikram eder.” [49]

 

 

 

Yâ Bâki Entel Bâki

 

“Ya Bâkî ente’l-bâkî” cümlesi, ameliyat eden cerrah gibi kalbi günahlardan keser. Bu ameliyatın yapılması gerekir, çünkü insan mahiyeti itibariyle her şeye muhabbet duyacak istidatta yaratıldığından kalbi birçok sevgiliyle dolar. Sevgilisi ne kadar çoksa derdi de o kadar çoktur. Bu sevgililerin de vefası olmaz, hepsi başa dert olup giderler. İnsan kalbi bunun ıstırabını yaşar. Allah’tan gayrı her şey insanı terk eder. İşte gerçek aşk da, O’nu, hiç terk etmeyecek olanı sevmektir. Ne o sevgili son bulur, ne O’nu sevmek...

 

İnsan neyi severse ona koşar. Nakşibendî büyükleri, sahte sevgilerden kurtulup gerçek sevgiliye yönelmenin ilacını bulmuşlardır. Çevrelerine toplanan insanlara, Allah’ın nasip ettiği bu dermanı nasıl kullanacaklarını öğretirler.

 

Afyon uyuşturup alkol sarhoş ederken, bunun aksine, “bâkî olan, sonsuz olan yalnız sensin, senden gayrı her şey fani” anlamını taşıyan “Ya Bâkî ente’l-bâkî” cümlesi uyandırır, gerçeği, gerçek sevgiyi gösterir. Bu mana kalpte ve kanda dolaşırken, insanı geçici, bozulmaya, yok olmaya mahkum sevgililerden kurtarır. Kalbin, haddi sınırı olmayan bir sevme kabiliyeti vardır. Bu kabiliyete uygun sevgilinin de haddinin sınırının olmaması gerekir. Allah Tealâ’dan başka bu özelliğe sahip sevgili olmaz.

 

Nakşibendî yolunun usulünden olan hatme-i hacegânı yapan kişi Allah’a şöyle der: “Ya Rabbî! Her sevgilim bırakıp gidiyor. Bedenimi sevdim, ihtiyarladı. Karımı sevdim, kocadı. Kızımı sevdim, el aldı. Paramı sevdim, yel aldı. Ya Rabbî, bana ebedi bir sevgili ver.”[50]

 

Hatme-i Hâcegânın Faydaları

 

Bu yolun büyükleri olan velîler (sâdât-ı kirâm), insanların Allah Teâlâ’ya ulaşabilmesi için birtakım vesileler aramışlardır. Bunu da tecrübe ederek müridlerine öğretmişlerdir. İşte hatme-i hâcegân da bunlardan biridir.

 

Sâdât-ı kirâm, hatme-i hâcegânın gelebilecek belâ ve musibetleri defettiğini, duaların Allah Teâlâ tarafından kabul edilmesi için bir vesile olduğunu, aşağıda zikredileceği gibi sâdât-ı kirâmın yaptığı usuller de gözetilerek yapıldığında müridlere sayısız mânevî faydalar sağlayacağını anlatmışlardır.

 

Nitekim Hâce Abdülhâlik-ı Gucdüvânî ve Şah-ı Nakşibend (k.s) ve sâdât-ı kirâm, hatme-i hâcegânın, Allah’tan dileklerin kabul edilmesinde, arzu ve isteklerin yerine gelmesinde çok tesirli olduğunu söylemişlerdir. Özellikle pazartesi, perşembe ve cuma günleri ikindi veya yatsı namazından sonra...

 

Mürid, usulüne uygun olarak hatme-i hâcegân duası okunmaya başlayınca, hâsıl olacak sevabı başta sevgili Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) mübarek ruhlarına ve Ehl-i beyt’ine gönülden bağışlar. Ayrıca hatme duası sırasında adı zikredilecek olan sâdât-ı kirâmın da ruhlarına hediye eder. Sâdât-ı kirâmın her birinden, Allah tarafından muradının yerine getirilmesi için vesile olmalarını ister. Onlarla tevessül eder ve istimdat ister.[51]

 

Hatme, hem zâhir hem de bâtında beraberliktir. Bu tür meclislere katılanlara, yüce Allah'ın manevi askerleri yardım eder. Hatme, insanın içindeki günahları temizler. Hatmede Rabbü'l-âlemin, dostlarının üzerine rahmet ve nurunu indirir. Biz de rahmet ve nurun olduğu yere gidersek istifade etmiş oluruz. [52]

 

Gavs-ı Bilvânisî Seyyid Abdülhakim (k.s) hazretleri de, “Büyük hatmede on dört Fâtiha, salavat-i şerifeler, 1000 İhlâs-ı şerife, İnşirâh sûresi okunur. Bütün bu okunanlar Peygamber Efendimiz’e ve sâdât-ı kirâma hediye edilirler. Tabii ki karşılıksız kalmaz; insana büyük menfaatler temin eder” buyurmaktadır.[53], [54]

 

 

 

Hatmi Hâcegân Bela Ve Musibetleri Defeder

 

Şah-ı Hazne yazmış olduğu bir mektupta hatmenin zahiri faydaları hususunda şöyle buyuruyor:

"Hatme hakkında, bu tarikatın büyük zatlarından rivayet olunan usul şudur: Onlar hatm-i hâcegânı, bir bela ve hadise vukuunda çok yaparlardı. Hınıs ve Varto depremlerinden sonra Erzurum'dan Kasrik'e gittim. Bu depremlerde çok az hasar gören ve yıkılmayan evlerin hatmi hâcegân evleri olduğunu bana söylediler. Hatm-i hâcegân ve sohbetler belaların kalkmasına ve rızkın artmasına sebep olur. Size gelince, sizler, hatmi hâcegânı günde bir sefer yapmalısınız. Artırmamalısınız, eksiltmemelisiniz."[55]

 

Kıssa: Hatmeyi İhmal Etmenin Sonucu

 

Şeyh Şâmil hazretleri Ruslar tarafından esir alınınca onlara, hacca gitmek istediğini söylemiş ve serbest bırakılmıştı. Hacca giderken mürşidi Cemâleddin Kumukî (k.s.) hazretlerinin yanına uğramıştı. Şeyh Cemâleddin hazretleri, Şeyh Şâmil'e, "Otuz yıldan fazla Ruslar'la mücadele ettin ve onlara hep galip geldin. Ne zaman hatmeyi terk ettin, işte o zaman Ruslar'a esir düştün" buyurdu.[56]

 

Hatmede İnsanın İçi Temizlenir

 

Rabbü’l-âlemîn, dostlarının üzerine rahmet ve nurunu indirir. Biz de rahmet ve nurun olduğu yere gidersek istifade ederiz. O vakit Allah (c.c) bizi sever. İşte Allah’ın sevgisini kazanabilmek için içimizi temizlememiz gerekir. Allah’ın zikredildiği yere rahmet iner. Allah’tan gayrısının isminin anıldığı yere ise zulmet... Mürşidimize rabıta yaparken, hatme yaparken İlâhî rahmet yanımıza gelir. Günahlardan temizlenmemiz o zaman daha kolay olur.

 

Hatme, insanın içindeki günahları temizler. Büyük hatmenin sevabı çoktur. Dergâhta yapılan hatmenin insana faydası ise çok daha fazladır. Bir de ikindi hatmesinden sonra Âmme, yatsı hatmesinden sonra da Tebâreke/Mülk sûresini okumak, hatmenin tesirini yedi kat artırır.

 

Hatme insana daha çok muhabbet kazandırır. Muhabbet alamayan kişi, kendi hatasından dolayı alamaz. Kişi tek başına da olsa hatme yapabilir/yapmalıdır. Yüce Mevlâ, sevdiğinin hatırına insanın içini temizler.

 

Hatmenin faydasını şöyle bir misalle anlatmak mümkün: Bir insan (büyük günah hariç) zulmet ve gaflet ehli insanların meclisinde oturup kalksa, bu oturup kalktığı meclislerin sayısı iki bini de bulsa, hatmeye girmekle o meclislerin zulmetinden ve manevi pisliğinden kirlenen kalp temizlenir.

 

Rahmetli Muhammed Raşid hazretleri de (k.s) hatmeyi çamaşır makinesine benzetirdi ve, “Çamaşır makinesinin elbiseleri temizlemesi gibi hatme de insanın kalbini temizler” derdi.

 

Hatmenin sadece bize değil, hatmenin yapıldığı beldeye de faydası var. Ümmet-i Muhammed’in de menfaatine bir ameldir hatme... Âfet, deprem, savaş gibi pek çok hadiseyi savuşturur. Hatme, yapıldığı beldenin manevi bir sigortası gibidir.

 

Hatme meclislerinin sayısının artması, o beldenin çevrenin de çehresini değiştiriyor. (Dr. Ahmet Çağıl diyor ki) Ben bunu kendim tecrübe ettim. Çorum’da hatme meclisinin sayısı artmaya başladıkça başörtülü insanların çoğaldığını, başı açık gezenlerin azaldığını müşahede ettim. Bakın hatmenin menfaati sadece bize değil, etrafa da faydası var.[57]

 

Üstat Bedîüzzaman Said Nursi (rh.a) hazretleri küçük hatme hakkında, “Nakşîler’in rüesasından (hocalarından) bir kısmı, bu iki cümle ile kendilerine bir hatme-i mahsus yapıp muhtasar (kısa) bir hatme-i Nakşiye hükmünde tutuyorlar. ‘Yâ bâkî ente’l-bâkî’ bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivadan tecrid (soyma) ediyor, kesiyor” demektedir.[58] Görüldüğü üzere hatm-i hâcegândaki sözlerin muhtevası, kalbi Allah’tan gayri düşünce ve muhabbetten kesiyor.[59]

 

Kıssa: Hatmeden Uzaklaşma İlerlemeye Engel Olur

 

Muhammed Emin Erbîlî  (rh.a) hazretlerinin yanında bulunan tanınmış âlimlerden Şeyh İbrahim Nâci şöyle anlattı:

“Bir Cuma akşamıydı. O gece Ahmed-iBedevî hazretlerinin doğum yıl dönümüydü ve mevlid okutulacaktı. Ben de, ‘Bugün mübarek gündür, Ahmed-i Bedevî hazretlerini ziyaret edeyim’ dedim. Muhammed Emin Erbîlî hazretlerinden izin istedim. Bana, ‘Bu gece hatme yapacağız, gitmek istersen sen bilirsin’ dedi.

 

Aslında Muhammed Emin Erbîlî hazretleri, müridlerin hatmeye katılmaları konusunda çok titiz davranır ve şöyle derdi:

‘Eğer bir mürid hatme yapmaktan uzaklaşırsa, tek başına çok zikir yapsa da bu yolda ilerleyemez. Hatme yapmayı geciktirirse, müridin mânevî gelişiminde tedricen noksanlık meydana gelmeye, darken hatme yapmayı tamamen terketmeye başlar, Allah korusun! Kalp, yanmakta olan kandile benzer. Zikre devam etmek, kandile yağ koymak gibidir.  Hatmeye katılmak, kibritle kandili yakmaya benzer. Kandilin ışığından yararlanmak isteyen kişinin, hem yağa hem de kibrite ihtiyacı vardır.’

 

Ben de bir an evvel mevlid merasimine yetişeyim diye hatmeye girmedim. Bir deveye binerek kervana katıldım. Bir müddet sonra şiddetli göz ağrısı başladı. Tanta’ya yaklaştıkça gözağrım arttı. Gece boyunca hiç uyuyamadım. Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin kabri başında sabahladım. Ancak merasim için ne gelen vardı ne de giden. O sırada Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin kabrine yöneldim:

‘Mürşidime rica edin, o size kırmaz, beni affetsin’ diye medet diledim.

 

Aradan çok geçmedi. Göz ağrılarım geçti. Sanki hiç birşey olmamış gibiydi; rahatça görebiliyordum. Hemen deveme bindim. Doğruca Mısır’a geldim. Mevlânâ Muhammed Emin Erbîlî hazretleri beni görünce,

‘Hoşgeldin’ dedi ve tebessüm etti.”[60]

 

Kıssa: Hatmedeki Ameliyat

 

Dr. Ahmet Çağıl anlatıyor, Avukat bir kardeşimiz vardı. Almanya’da oturan kayınpederini ziyarete gittiklerinde kendisinin yaşadığı bir olayı bana şöyle anlattı: Kayınpederimin ortağı, kaynak yaparken gözüne metal parçası isabet etmiş ve bir gözü görmez olmuş. Hemen doktora götürmüşler. Alman doktor, muayene ettikten sonra,

- Gözünde bir damar kopmuş, uçları da tamamen birbirinden uzaklaşmış. Tıbben yapabileceğimiz hiçbir şey yok, demiş.

 

Arkadaş çaresiz evine geliyor. Ve başına gelene katlanmaya çalışıyor. O günlerde de sufîlerin bulunduğu yere gidip gelmeye başlıyor. Tövbe alıyor, hatmelere katılıyor. Gözünün tekrar görmesi için hiçbir zaman bir başka yerden ve olaydan da medet ummuyor. Çünkü doktorlar, “Tıbben yapabileceğimiz hiçbir tedavi yok” dedikten sonra haline razı olmaya ve alışmaya da başlamış.

 

Bir gün hatmeye oturuyorlar. Gözlerini kapatıp, estağfirullah dedikten sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) yanında Gavs-ı Sânî hazretleri ile beraber hatmeye manen teşrif ediyor. Gavs hazretlerinin ellerinde de tıp doktorlarının kullandığı aletler var.

- Sana göz ameliyatı yapacağız, diyor. Hiç korkma!

 

Hatme bu arada devam ediyor. Mübarek, eliyle gözüne müdahale ediyor, o kopmuş olan damarları birbirine bağlıyor. Sonra da ameliyatı tamamlayıp gözden kayboluyor.

 

Adam diyor ki:

- Hatmeden sonra gözümü açtım baktım. Her taraf aydınlık! Rahatlıkla görebiliyorum. O gün hemen beni muayene eden doktorun yanına vardım. Alman doktor gözlerine inanamayarak, “Tıbben bunun olması mümkün değil! Çünkü o gün baktığımda iki damarı birbirine eklemenin imkânı yoktu” dedikten sonra,

 

- Bu, bir mucize! Ben Katolik bir hıristiyanım. Benim dinime göre böyle mucizeleri ancak İsa (a.s) yapabilir, dedi.

 

Ben de bunun üzerine başıma gelen hadiseleri kendisine anlattım. Alman doktor,

- Kardeşim! Sizin bağlanmış olduğunuz manevi büyüğünüz, gerçekten çok büyük biriymiş. Sakın o büyük zattan ayrılmayın, dedi.

 

Avukat arkadaşım,

- Ben bu hadiseyi duyunca pek inanamadım. Kayınpederimin ortağının yanına gittim. Bizzat kendisinden dinledim. Ancak o zaman kalbim mutmain oldu, dedi.[61]

 

Rabbim bizleri, kendisini hakkıyla zikredenlerden eylesin. Zikrini son nefesimize kadar, gafletsiz ve şuuruna vararak yapmamızı nasip eylesin. Amin…



[1] Ra‘ d 13/28.

[2] Muhammed Saki Haşimi, Arifler Yolunun Edepleri, s. 96.

[3] Gazâlî, ihyâu Ulûmi'd-Dîn, 1/535

[4] Enbiyâ 21/20.

[5] Nûr 24/37.

[6] Rahmet Kapısı, Yeni Başlayanlar İçin İslâm Ve Tasavvuf, Siraceddin Önlüer - Bekir Sel, Şadırvan Yayınları, sf.131.

[7] Tirmizî, Daavât, 6; İbnMâce, Edeb, 53; el-Muvattâ, Kur’ân, 7 (24).

[8] Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 523. Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 523.

[9]Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 523. Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 523.

[10] Buhârî, Daavât, 66.

[11] Buhârî, Daavât, 66; Müslim, Salâtü’l-Müsâfırîn, 29 (nr. 211).

[12] Buhara Gönüllüleri Kitabı, S.Mübarek Erol, Semerkand Yayınları, sf.208.

[13] Ahmed, Müsned, 2/432; ibn Hibbân, Sahîh, nr. 589.

[14] Allah Dostlarından Yaşayan Sözler, Muzaffer Taşyürek, Semerkand Yayınları.

[15] Kaynaklarıyla Tasavvuf, Dr. Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

[16] Tirmizî, Daavât, 82, (nr. 3510); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/150; Süyûtî, el-Hâvîli’l- Fetâvâ, 1/390.

[17] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/252; Süyûtî, el-Hâvîli’l-Fetâvâ, 1/390.

[18] Rahmân 5 5/46.

[19] Sıddıkî, el-Fütûhâtü’r-Rabbâniyye, 1/94.

[20] Müslim, Zikir, 11; Ebû Davud, Vitir, 14; Tirmizî, Daavât, 7; İbnMâce, Edeb, 53 (nr. 3791): Ahmed b. Hanbel, el-Miisned, 2/252; 3/49.

[21] Müslim, Zikir, 11 (nr. 40); Tirmizî, Daavât, 7 (nr. 3379); Süyûtî, el-Hâvîli’l-Fetâvâ, 1/390.

[22] Münzirî, et-Tergîb ve't-Terhîb, 1/102; Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, 1/538.

[23] Buhârî.

[24] Buhara Gönüllüleri Kitabı, S.Mübarek Erol, Semerkand Yayınları, sf.217.

[25] Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382.

[26] Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.

[27] Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Ya’la, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85.

[28] Arîfler Yolunun Edebleri, S.Muhammed Saki Haşimi, Semerkand Yayınları, sf.58.

[29] Rahmet Kapısı, Yeni Başlayanlar İçin İslâm Ve Tasavvuf, Siraceddin Önlüer - Bekir Sel, Şadırvan Yayınları, sf.138.

[30] Buhara Gönüllüleri Kitabı, S.Mübarek Erol, Semerkand Yayınları, sf.240.

[31] Şeyh Muhammed Diyaüddin K.S., Ali Yurtgezen , Semerkand Dergisi, Aralık 2013.

[32] Kehf 18/28.

[33] İbn Kesîr, Tefsîru Kur'âni'l-Azîm, 9/4982.

[34] Rahmet Kapısı, Yeni Başlayanlar İçin İslâm Ve Tasavvuf, SiraceddinÖnlüer - Bekir Sel, Şadırvan Yayınları, sf.138.

[35] Arîfler Yolunun Edebleri, S.Muhammed Saki Haşimi, Semerkand Yayınları, sf.58.

[36] Taberi, Camiu’l-Beyan, ilgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir,Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur,V,381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III No: 4634.

[37] Arîfler Yolunun Edebleri, S.Muhammed Saki Haşimi, Semerkand Yayınları, sf.59.

[38] Rahmet Kapısı, Yeni Başlayanlar İçin İslâm Ve Tasavvuf, SiraceddinÖnlüer - Bekir Sel, Şadırvan Yayınları, sf.138.

[39] Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî, Sohbetler, s. 125.

[40] Buhara Gönüllüleri Kitabı, S.Mübarek Erol, Semerkand Yayınları, sf.240.

[41] S.Muhammed Raşit KSA Hz.lerinin Hayatı, Dr. A.Selahaddin KINACI.

[42] Tasavvuf Yolunun Esasları, Rabita, Hatme. Vird, Ahmet Çağil & Mehmet Ildirar, Şadirvan Yayınları, sf.34.

[43] Tasavvuf Yolunun Esasları, Rabita, Hatme. Vird, Ahmet Çağil & Mehmet Ildirar, Şadirvan Yayınları, sf.34.

[44] Tasavvuf Yolunun Esasları, Rabita, Hatme. Vird, Ahmet Çağil & Mehmet Ildirar, Şadirvan Yayınları, sf.37.

[45] Allah Yolunda Yardım ve Cömertlik, Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

[46] Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet lldırar, Semerkand Yayınları, sf.582.

[47] Sohbetler, Seyyid Abdulhakim El Hüseyni (K.S)  (Gavs-ı Bilvanisi), Sey-Tac Yayınları, 21.Sohbet.

[48] İnşirâh 94/1-2.

[49] Tasavvuf Yolunun Esasları, Rabita, Hatme. Vird, Ahmet Çağil & Mehmet Ildirar, Şadirvan Yayınları, sf.39.

[50] Gerçek Sevgi Ebedi Sevgili, Mehmet Ildırar, Semerkand Dergisi, Mayıs 2011.

[51] Altın Silsile [Sâdât-ı Kirâm], Semerkand Yayınları, sf.40.

[52] Tasavvuf Yolunun Esasları, Rabita, Hatme. Vird, Ahmet Çağil & Mehmet Ildırar, Şadirvan Yayınları, sf.37.

[53] Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî, Sohbetler, s. 125.

[54] Buhara Gönüllüleri Kitabı, S. Mübarek Erol, Semerkand Yayınları, sf.242.

[55] Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet lldırar, Semerkand Yayınları, sf.243.

[56] Yar ile Bayram, Dr.Ahmet Çağıl, Semerkand Yayınları, sf.264.

[57] Yar ile Bayram, Dr.Ahmet Çağıl, Semerkand Yayınları, sf.266.

[58] Said Nursi, Lem 'alar, 14.

[59] Buhara Gönüllüleri Kitabı, S.Mübarek Erol, Semerkand Yayınları, sf.242.

[60] AltınSilsile [Sâdât-ıKirâm], SemerkandYayınları, sf.585.

[61] Yar ile Bayram, Dr.Ahmet Çağıl, Semerkand Yayınları, sf.37.


Alıntı: Kalpehli.com

Bu yazı 14998 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit




Hatme-i Hacegan

HATM-İ HÂCEGÂN BİD'AT MIDIR?

HATM-İ HÂCEGÂN BİD'AT MIDIR? ZAMÂNIMIZIN EDEBSİZ HAM HÂRİCÎLERİNİN İDDİÂ ETTİKLERİ GİBİ HATM-İ HÂCEGÂN HAKÎKATEN BİR BİD'AT MIDIR?

VEHHABİLERİN HATME ( TOPLU ZİKR ) OLMADIĞI HAKKINDA BİZE VERDİKLERİ HADİS-İ ŞERİF-İN ŞERH-İ

VEHHABİLERİN HATME ( TOPLU ZİKR ) OLMADIĞI HAKKINDA BİZE VERDİKLERİ HADİS-İ ŞERİF-İN ŞERH-İ ( TOPLU ZİKR ) OLMADIĞI HAKKINDA BİZE VERDİKLERİ HADİS-İ ŞERİF-İN ŞERH-İ

SEMERKAND KÖŞESİ

Söz ve Resim
Sen insana ulaşmadan Allah’ı nasıl arıyorsun?.

HZ.MUHAMMED (S.A.V)

BEŞİR DERNEĞİ

SÖZLÜK

(c) Web sitemizin Semerkand Şirketler Grubu gibi bir kuruluş ile resmi bir bağı kesinlikle yoktur, tamamen kişisel çabalarla kurulmuş bir web sitesidir. Ancak istifade edilmesi için yazı ve linklerini kaynak belirterek yayınlayıp, destek verdiğimizde olabilir. Ayrıca diğer kaynaklardan, ehli sünnet çizgisinde gördüğümüz çalışmaları kaynak göstererek sitemizde yayınlamaktayız. Niyetimiz, sayısız faydasını gördüğümüz, Kuran ve Sünnet esaslı bu yüce Nakşibendi yolunu insanların tanıması ve istifade etmesine vesile olabilmektir. Sitemizden emeğe saygı çerçevesinde kaynak göstererek her türlü alıntı yapılabilinir. www.NaksibendiTarikati.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim