Nakşibendi Tarikatı - Öz değerleriyle birlikte.
ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE SORU SORUN? İLETİŞİM

GALERİ

ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz?





Tüm Anketler

SİTEDE ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZE ZİYARETLER!

 
Bugün Tekil2135 
Bugün Çoğul2722 
Toplam Tekil 4161422 
Toplam Çoğul6715990 
Ip 54.162.4.139

REKLAM

 

HİMNET

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ

Milli Mücadele'de Sufilerin Rolü hakkında bilgi verir misiniz?

Milli Mücadele'de Sufilerin Rolü hakkında bilgi verir misiniz?

Tarih 12 Kasım 2016, 13:11 Editör

Milli Mücadele'de tarikat ehlinin mücadelelerine bazı örnekler..

Osmanlı devletinin zayıflamaya başlaması üzerine bu devleti ve genel anlamda İslam dünyasını parçalamak ve bu sayede yeni sömürgeler elde ederek özellikle yer altı kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen bazı ülkeler işgale başladılar. XIX. Yüzyılda Ruslar Kuzey’den Kafkaslar’a. Orta Asya’ya ve Doğu Anadolu’ya, Batı’lı bazı devletler de Afrika ve Orta Doğu İslam ülkelerine göz diktiler. Bu dönemde İslam dünyasının farklı bölgelerinde vatanlarını savunmak için birçok kişi millî mücâdeleye girişti. Bu mücâdeleye girişen, hattâ liderlik yapanlardan önemli bir kısmı da mutasavvıflar, yani dervişler ve şeyhler idi. Onların millî mücâdelelerdeki hizmet ve katkılarını “Afrika’da, Orta Asya’da, Kafkaslar’da ve Anadolu’da sûfî direniş” şeklinde dört grup hâlinde özetlemek mümkündür.

I-) Afrika’da Sûfî Direniş:

Afrika’da XIX. Yüzyılda özellikle Fransız; ve İtalyanlar’a karşı verilen millî mücâdelede tarikat mensuplarının ön safta olduğu görülmektedir.

Emîr Abdülkâdir el-Cezâirî: Kâdirî şeyhi olan babasından Kâdiriyye tarîkatı eğitimi alan, sonra Şam’da Nakşbendî şeyhi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye bağlanan, yaşlılık döneminde Şâzeliyye’nin Derkâviyye koluna da intisap eden Emîr Abdülkâdir el-Cezâirî, XIX. Yüzyılda Fransızlar’ın Cezâir’i işgale başlaması üzerine bu ülkedeki millî mücâdelenin komutanlığını yapmış ve 1832-1847 yılları arasında ülkesinin lideri (emîr) olup Fransızlar’a karşı savaşmıştır.1

Senûsîler: Şâzeliyye tarikatının bir kolu olarak Muhammed Senûsî (ö. 1855) tarafından Libya’da kurulan Senûsiyye, 1911’den sonra İtalyanlar’ın Libya’yı işgali üzerine millî mücadeleye girişmiş bir tasavvuf ekolüdür. Vatanlarını savunmak için Ömer Muhtar (ö. 1931) ve Şeyh Ahmed Senûsî (ö. 1933) önderliğinde millî mücâdele vermişlerdir. Ahmed Senûsî 1918’de Anadolu’ya da gelmiş, Kurtuluş Savaşı yıllarında burada kalıp destek vermiş, 1933’te Medine’de vefat etmiştir.2

Ticânîler: Fransızlar’ın Senegal’i işgale başlaması üzerine millî mücâdeleye girişen bir tarîkat da Ticânîler’dir. Şeyh Ömer (ö. 1864) tekkesini hem mânevî hem de askerî bir karargâh hâline getirip Fransızlar’a karşı mücâdeleye girişti, 1854’de Senegal’in büyük bir kısmında yönetimi ele geçirdi. Kendisi şehid olunca mücâdelesini önce yeğeni Ahmed Ticânî, sonra bir Kâdiriyye müntesıbi olan Ahmed Habîbullah Bamba (ö. 1927) gibi sûfîler devam ettirdi.3

II-) Orta Asya’da Sûfî Direniş:

Dükçi Îşân: XIX. asrın sonunda Orta Asya’nın Fergana bölgesindeki şeyhlerden Muhammed Ali b. Muhammed Sâbır’ın lakabı Dükçi îşân idi. Bu zât, 1898 yılında Andican’da Ruslara karşı başlatılan millî mücâdelenin ve vatan müdâfaasının önderliğini yapmıştır. 1850-51 yıllarında Mergilan yakınlarında yünden ip yapmaya (eğirmeye) yarayan “dük” isimli ahşap âleti îmâl eden bir âilede dünyaya geldiği için “Dükçi” lakabıyla anılmaktaydı. Gençliğinde Semerkand ve Buhara’da dinî eğitim alan Dükçi îşân 16-17 yaşlarına geldiğinde Mergilan yakınlarındaki bir köyde yaşayan Nakşibendî Müceddidî şeyhi Sultan Han Tura’nın mürîdi oldu. 26 yaşlarındayken şeyhinden icâzet aldı.4

Şeyhinin takriben 1882 yılındaki vefatmdan sonra Dükçi îşân bir kaç mürîdiyle birlikte Andican’ın 35 km. güneydoğusundaki Mingtipa (Bin Tepe) köyüne geldi. Zamanla burada cami, mektep, kütüphane, konuk evi ve mutfaktan oluşan bir tekke kurdu. Bu dönemde Rus işgalinden rahatsız olan bazı insanlar kendisinden bu konuda önderlik yapmasını talep ediyorlardı. 1898’de bugün Kırgızistan’da bulunan Oş şehrinde mürîdlerini ve halkı Ruslara karşı mücâdeleye çağırdı. Etrafına bir miktar taraftar toplandı, ancak bazı insanlar onun gazâ îlân etme yetkisine sahip bir han (siyâsî otorite) olmadığını düşünerek iştirak etmediler. Dükçi îşân yanındakilerle birlikte Rus askerlerinin karargâhına baskınlar düzenledi, çatışmalar oldu, ancak teknolojik üstünlüğü olan Rus ordusunu yenemedi. Kâşgar’a kaçarken yolda yakalandı, muhâkeme edildi ve 12 Haziran 1898’de altı yakın taraftarıyla birlikte idam edildi.5

III-) Kafkaslar’da Sûfî Direniş:

Şeyh Şâmil: Nakşbendî şeyhi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin mürid ve halifelerinden olan İsmail Şirvânî çok sayıda halife yetiştirip Kafkaslar ve Tataristan’ın farklı bölgelerine göndermişti. Bu halifelerden biri Muhammed Yerâgî, onun halifesi Cemâleddin Gâzîkumûkî, onun da halifesi Ruslar’a karşı Kafkaslar’da millî mücâdelenin komutanlığım yapan Şeyh Şâmil (ö. 1871) idi.

Kafkaslar’da 1829’da Ruslara karşı mücâdele (gazâ, gazavât) hareketinin lideri olarak Gâzi Muhammed seçilmişti. Bu zât da Şeyh Şâmil gibi Cemâleddin Gâzîkumûkî’nin müridi idi. Gâzi Muhammed Kafkasya halklarını cihada çağıran bir bildiri neşretti. Şeyh Şâmil de Gâzi Muhammed’in en önemli yardımcısı oldu. Gâzi Muhammed bu mücâdeleler esnâsında 1832’de şehid düştü, Şeyh Şâmil de yaralandı. Gâzi Muhammed’in yerine İmam Hamzat (Hamza Bey) millî mücâdelenin komutam oldu. Onun da 1834’te şehid olması üzerine Şeyh Şâmil Kafkaslar’daki millî mücâdelenin komutanı seçildi. Uzun yıllar vatan müdâfaasında liderlik yapan Şeyh Şâmil 1871’de Medine-i Münevvere’de vefat etti.6

IV-) Anadolu’da Sûfî Direniş:

OsmanlI’nın zayıfladığı XIX. Yüzyıl ile XX. Yüzyılın başlarmda üç önemli savaş yaşanmıştır. Bunlar 93 Harbi diye anılan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’dır (1919-1922). Bu savaşlarda tasavvuf ehli kişilerin vatan savunması adına önemli katkıları olmuştur.

Birinci Dünya Savaşında Mevlevî Alayı:

Birinci Dünya Savaşı’mn ilk günlerinde Sultan Reşad, Mevlevîlerin de savaşa katılmasının Osmanlı askerine moral vereceğini düşünerek bir Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı’nm kurulmasını arzu etmişti. Bu vazife o dönemde Konya Mevlânâ Dergâhı şeyhi olan Veled Çelebi’ye verildi. O da Anadolu’daki 47 Mevlevîhâne’den gönüllü dervişler toplayarak bir Mevlevî Alayı kurdu. 1026 kişiden oluşan bu Mevlevi Alayı, Veled Çelebi’nin komutasında 1915’te Şam’a gidip 4. Ordu’ya katıldı ve üç yıl orada kaldı. Bu alay daha ziyade lojistik ve sıhhiye hizmetlerinde bulunmuş, ayrıca askere moral desteği sağlamıştır.7

Kurtuluş Savaşında Bir Kâdirî Tekkesi:

Eyüp’te bir Kâdirî tekkesi olan Hâtûniye Dergâhı’nın şeyhi Sadedin (Ceylan) Efendi (ö. 1931), İstanbul’un işgal altında olduğu dönemde İstanbul’dan Anadolu’daki millî mücâdeleye silah kaçırmak için tekkesini depo olarak kullandırmış bir vatansever idi.8

Kurtuluş Savaşında Bektaşîler:

İzmir, Balpmar Bektaşî Tekkesi şeyhi Ali Ulvî Baba (ö. 1954) Millî Mücâdele’de tabur imamı olarak görev yapmıştı.9 Hacı Bektaş Tekkesi şeyhi Cemâleddin Çelebi (ö. 1922) Birinci Dünya Savaşı’na, kurduğu “Mücâhidîn-i Bektaşiyye” (Bektaşi Savaşçıları) adı verilen alayı ile katılmıştı. Kurtuluş Savaşı’nda Kuvâ-yı Milliye’ye katılmış, I. TBMM’de Kırşehir mebusu olarak görev yapmıştı.10 1915’te kurulan ve 7000’den fazla askerden oluşan Mücâhidîn-i Bektaşiyye Alayı, Doğu’da Kafkas Cephesi’nde mücadele yürütmüştür.11

Millî Mücâdelede Nakşbendîler:

XIX. yüzyılın başlarmda Batı’lı devletler Anadolu topraklarını işgal etmeye girişince beklemedikleri bir halk direnişi ile karşılaştılar. Bu direnişte din adamları ve tarikat mensuplarının da önemli katkıları oldu. 1920’de Ankara’da kurulan birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde birçok tarîkat şeyhi ve müridi mebus (millet vekili) oldu. Nakşbendî şeyhlerinden Servet (Akdağ) Efendi ve Haşan (Tokcan) Efendi bunlardan birkaçıdır. Erzincan şehrindeki Nakşbendî şeyhi Ahmed Fevzi Efendi (ö. 1924) millî mücâdelede (kurtuluş savaşında) yer almış, 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’ne Erzincan delegesi olarak katılmış, Cumhuriyet’in îlâmndan sonra 28 Nisan 1920’de TBMM’ye Erzincan’ı temsîlen milletvekili olmuştur.12

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde bulunan ve Nakşbendî tarîkatine mensup olan Özbekler Tekkesi, Kurtuluş Savaşı’nda millî mücâdeleye büyük bir destek vermiştir. 1920’de İstanbul düşman devletleri tarafından işgal edilince İstanbul’dan Anadolu’ya (Türkiye’nin iç kesimlerine) gidip millî mücâdeleye katılmak isteyen aydınlar ve subaylar önce gizlice bu tekkeye gelirler, Şeyh Atâ Efendi’nin (ö. 1936) misâfiri olarak tekkede gizlenirler, uygun bir ortam olunca Anadolu’ya giderlerdi. Bu yolu kullanarak Anadolu’ya kaçabilenler arasında Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Celâl Bayar, Hâlide Edib Adıvar, Mehmed Âkif Ersoy, Ali Fuad Cebesoy ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi önemli şahıslar bulunuyordu. Bu Nakşbendî tekkesi İstanbul’dan Anadolu’daki millî mücâdeleye silâh kaçırmak için de bir üs olarak kullanılırdı. Ayrıca yaralanan bazı vatanperverlerin bu tekkede tedâvi gördükleri bilinmektedir.13

Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’na katkı veren Nakşbendî şeyhlerinden biri de Şerefeddin Dağistânî idi. Bu zâtın tasavvufî silsilesi şöyledir: Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, İsmail Şirvânî,. Muhammed Yerâgî, Cemâleddin Gâzîkumûkî, Ebû Ahmed Sugurî, Muhammed Medenî, Şerefeddin Dağistânî. Kafkaslar’dan Anadolu’ya göç eden Şerefeddin Dağistânî (ö. 1936), Yalova Güneyköy’de medfundur. Yunanlıların Anadolu’yu işgali sırasında Yunan ordusu Bursa'ya geldiğinde, Şeyh Şerefeddin’in bağlılarından ve sevenlerinden oluşan “İmam Şâmil Alayı” bir taraftan dağlarda çete harbi yapmış, bir taraftan da Ankara’da oluşturulan Kuvâ-yi Milliye birliklerine asker temini için faaliyet göstermişti. Şeyh Şerefeddin’in, Kurtuluş Savaşı’ndaki bu yararlı faaliyeti sebebiyle zafer sonrası Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafmdan hizmet beratı ile ödüllendirildiği söylenir.14

Vatan savunmasına katkı veren Nakşbendî şeyhlerinden biri de ErzincanlI Terzi Baba’nm halifesi Mustafa Fehmi Efendi (ö. 1878) idi. Bu zât, 1853-56 arasında vukû bulan Kırım Harbi’nde Ruslar Kars’ı muhâsara ettikleri zaman müridleriyle birlikte savaşa katılmıştı. Daha sonra 93 Harbi’nde (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda) yaşının ilerlemesine rağmen 70-80 kadar atlı müridi ile Erzincan’dan gelerek savaşa katılmış, öncü karakol vazifesi yapmıştır.15

Nakşbendî şeyhlerinden Beyzade Hacı Ali Rızâ Efendi (ö. 1876) Rus Harbi’nde Harput’ta oluşturulan gönüllü alaylardan birinin başına komutan olarak memleket müdâfaasına en ön safta katılmış, askerin at, silah ve bütün ihtiyaçlarını da kendi malından karşılamıştı. Bilhassa Erzurum müdâfaasında büyük yararlılıklar gösterdiği bilinmektedir.16 Bir Nakşbendî şeyhi olan Muhammed Ziyâüddin Nurşinî (ö. 1923) I. Dünya Savaşı’na müridleriyle birlikte katılmış, Rus ve Ermeniler’e karşı savaşmış, bu savaşta bir kolunu kaybetmiştir.

Alvarlı Efe’nin Millî Mücâdeledeki Rolü:

Nakşbendî şeyhi Hâlid-i Bağdâdî’nin mürîd ve halifesi olan Tâhâ el-Hakkârî’nin halifelerinden biri Muhammed Küfrevî Bitlisli idi. Kendisinden sonra Alvarlı Efe lakaplı Muhammed Lutfî Efendi (ö. 1956) şeyh olmuştur. Erzurum yakınlarındaki Yavi’de imamlık yapan Alvarlı Efe, 1916’da Ruslar’ın Erzurum çevresini işgali akabinde katliama girişen Ermeniler’e karşı altmış kişilik bir askerî birlik ile mücadele etti. Erzurum işgalden kurtulunca Alvar’a yerleşen Alvarlı Efe 1956’da burada vefat etmiş, şiirleri Hulâsatü’l-hakâyık adıyla derlenip neşredilmiştir (İstanbul 1974).

Erzurum’un Ruslar tarafından işgal edildiği dönemde, 12 Şubat 1916’da Erzurum merkeze bağlı Dinarkom Köyü’nde imamlık yapan Avlarlı Efe Hazretleri, bu köydeki görevini bırakıp Erzurum’a geldi. Niyeti bir an önce Türk ordusuna katılmaktı. Ancak kendisini ve hizmetlerini yakından tanıyan bir komutanın “Hocam, Türk milletinin harp edecek asker kadar, sizin gibi vaaz edecek âlimlere de ihtiyacı var. Siz vaaz ediniz, halkı irşâd ediniz” sözleri üzerine babasının da izniyle, o zamanlar Erzurum’un ilçesi olan Tercan’a bağlı Yavi köyüne imam oldu. Ancak, Ruslar’ın Erzurum’u işgali onun yüreğinde büyük yaralar açmıştı. Rus istilâsı sırasında Yavi’deki görevine iki yıl devam eden Avlarlı Efe Muhammed Lutfî Efendi, Millî Mücadeleye destek veriyordu. Bu sırada Ruslar, ülkelerinde yaşanan ihtilâl nedeniyle, Erzurum’dan çekilmeye başlamış, bunu fırsat bilen Ermeniler, özellikle Erzurum ve çevresinde büyük bir katliâma girişmişlerdi. Ruslar’ın çekildiği sırada onların cephânelerine el koyan Ermeniler benzeri görülmemiş bir katliâma başladılar. Silâhsız Türk halkı büyük bir kıyıma uğramıştı. Yavi’de ve Yavi’ye yakın köylerde Ermeniler’in başlattığı katliâm üzerine Avlarlı Efe harekete geçti. Eli silah tutan gençler cephede savaştığı için Cuma namazına gelenlerin çoğu orta yaşm üzerinde kimselerdi. Efe Hazretleri bu insanları Ermeniler’e karşı direnişe hazırlanmaya çağırdı ve cuma vaazında cemaate şöyle hitap etti:

“Muhterem Müslümanlar! Ruslar memleketimizi işgal etmişken, daha düne kadar iç içe yaşadığımız, komşumuz diye hürmet ettiğimiz Ermeniler çoluk çocuk, kadın kız, yaşlı genç demeden eşi emsali görülmemiş bir katliâma girişmişken; bayrak, vatan elden giderken; millet, devlet yok edilmek istenirken; din, îman tehlikede iken biz burada nasıl ibadet edebiliriz? Şimdi, dîni, îmânı, nâmûsu, şerefi, istiklâli, bayrağı, devleti, milleti kurtarma zamanıdır. Allah’ım, Peygamber’ini seven hiçbir şeyi bahâne etmeden cepheye koşsun, düşmanla harp etsin! Hürriyeti olmayana cuma namazı farz değildir. Şimdi bu durumda ne yapalım? İbâdet mi edelim, yoksa cihat mı? Ben Allah yolunda, dînim, devletim, bayrağım ve milletim için harp etmeye gidiyorum. Benim gibi düşünenler benimle gelsinler.”

Bu etkili sözler üzerine cemaat göz yaşlarını tutamaz ve câmînin içinde hepsi birden ayağa kalkar; “Canımız Allah’a, Peygamber’e, yatana, bayrağa, devlete fedâ olsun. Efem, sen neredeysen biz de oradayız!” diyerek Alvarlı Efe Muhammed Lutfî Efendi’ye cân u gönülden destek verirler. Cuma namazının sünnetini kıldıktan sonra Efe Hazretleri minbere çıkar ve etkili bir hutbe okur.

Bu hutbeyi de gözyaşları içerisinde dinleyen cemaat namazdan sonra evlerinde savaşabilecekleri ne varsa onları da yanma alarak Alvarlı Efe’nin önderliğinde Yavi’den yola çıktılar. 60 kişi kadar olan bu milis kuvvetinin hedefi, öncelikle Oyuklu Köyü (şimdiki Çat ilçesi)’ne varmak ve orada Ermeniler’in elinde bulunan Rus cephâneliğini ele geçirmekti. Çok gizli ve ihtiyatlı bir şekilde Oyuklu’ya gelen Efe ve milisleri bir gece yarısı baskınıyla oradaki Ermenileri öldürüp cephâneliği ele geçirdiler. Cephânelikte Türk köylerinden zorla toplanmış buğday, arpa ve yulaf gibi gıda maddeleri de vardı. Efe Hazretleri, bir kaç kişiyi görevlendirerek bu erzakın yakın köylerdeki fakir halka dağıtılmasını istedi. Berâberindekilerle birlikte Erzurum’a doğru hareket eden Alvarlı Efe, güzergâhları üzerinde bazı küçük Ermeni çeteleriyle de savaştı, bunda da başarılı oldu. Ermenilere karşı yaptığı bu mücâdeleden haberdâr olan yöre halkından kendisine yolda yeni katılanlar da olmuştu. Kimileri bu sayının 100’e kadar ulaştığını belirtmişlerdir. Alvarlı Efe, milisleriyle birlikte o sırada Haydarî Boğazı yakınlarındaki Zergide Köyü’nde bulunan Türk ordusuna katıldı (9-11 Mart 1918). Efe Hazretleri’nin katılımı ordu içinde duyulunca, askerlerimize büyük bir moral oldu. Alvarlı Efe Türk ordusuyla beraber Erzurum’un kurtuluşu için savaştı ve 12 Mart 1918 günü Erzurum düşmanlardan temizlenip kurtulmuş oldu.17

Netice olarak tasavvuf bir ahlak okulu, tekke ve dergâhlar da yaygın eğitim kurumlan olmakla beraber, düşman işgaline karşı vatan savunması gibi toplumsal ihtiyaçlar vukû bulduğunda sûfîler bu görevi de seve seve icrâ etmişler, topluma örnek ve önder olmuşlardır. Barış zamanında ahlâk ve maneviyat eğitimi ile meşgul olan dervişler ve şeyhler, savaş zamanmda hiçbir fedâkârlıktan kaçınmadan mal ve canlarıyla millî mücâdelelere katkı sağlamışlardır. Hepsini rahmetle anıyoruz.


Dipnotlar:

1- Abdülmecîd el-Hânî, el-Hadâiku’l-verdiyye fı hakâikı ecillâi'n-Nakşbendiyye, Kâhire 1308, s. 28-0-281; Ramazan Muslu, Emir Abdülkâdir el-Cezâirî, İstanbul 2011, s. 32, 55,112-126.
2- Es‘ad el-Hatîb, Sûfîler ve Aksiyon (trc. H.İ.Kaçar, Ö. Kavak, Y. Günaydın), İstanbul 1999, s. 132-133; Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşı ’nda Bektaşiler, İstanbul 2003, s. 241-243.
3- Es‘ad el-Hatîb, age, s. 143-145; Bradford G. Martin, Sömürgeciliğe Karşı Afrika’da Sufi Direniş (trc. Fatih Tatlılıoğlu, İstanbul 1988.
4- Menâkıb-ı Dükçi Îşân’da şeyhinin adı Sultan Han Törem diye geçer. Bk. Anonim, Menâkıb-ı Dükçi Îşân, (nşr. B. M. Babadjanov- A.von Kügelgen), Almatı 2004, s. 307.
5- Bahtiyar Babacanov, “Dukçi-İşan”, İslam na Territorii Bıvşey Rossiyskoy împerii, Moskova 1999, fasikül: 2, s. 35-37.
6- Muhammed Tâhir el-Karakî, Dağıstan Kılıçlarının Parlaması (trc. Cafer Barlas), İstanbul 1999, s. 47-48, 50; Cafer Barlas, Kafkasya ’nın Kurtuluş Mücadelesi, İstanbul 1990, s. 34; Süleyman Uludağ, “Müridizm”, DİA, XXXII, 50-51.
7- Nuri Köstüklü, “Vatan Savunmasında Gönül Erleri: Mücâhidîn-i Mevlevîyye Alayı”, X. Milli Mevlânâ Kongresi (Tebliğler), 2-3 Mayıs 2002, Konya 2002, s. 213-226; Mustafa Birol Ülker, “Miğfer Yerine Sikkeleri, Silah Yerine Neyleri Vardı” [Cepheye Ney ve Tanburla Giden Mevlevi Alayı], Hürriyet Tarih, Çarşamba, 19 Mart 2003, s.20-22.
8- Bk. Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücâhidler, İstanbul 2007, s. 303-310.
9- Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşı ’nda Bektaşiler, s. 222.
10-Hülya Küçük, age, s. 223.
11-Hülya Küçük, age, s. 101-104.
12-Bkz. Ünal Tuygun, Erzincan'ın Manevi Mimarları, İstanbul, 2001, s. 14, 85, 112-113; Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşı ’nda Bektaşiler, s. 229.
13-Geniş bilgi için bkz. Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, Ankara 1973, s. 26-28; Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücâhidler, s. 291-303; Mustafa Kara, Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul 1990, s. 214-218; Prof. Süleyman Beyoğlu, “Millî Mücâdele ve Özbekler Tekkesi”, Üsküdar Sempozyumu-I Bildiriler, İstanbul 2004,1, 201, 206-209.
14-Bk. Tayfun Atay, Batı'da Bir Nakşi Cemaati: Şeyh Nazım Kıbrısi Örneği, İstanbul: İletişim Yayınları, 1996, s. 70-75; Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşı ’nda Bektaşiler, s. 225-226.
15-Mehmet Arif Bey'in (ö. 1897) Başımıza Gelenler kitabından naklen; Ünal Tuygun, Erzincan'ın Manevi Mimarları, İstanbul, 2001, s.84-87
16-İshak Sunguroğlu, Harput Yollarında, İstanbul 1958, n, 112-113; Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul 2003, s. 735
17-Alvarlı Efe hakkındaki bilgiler şu eserden özetlenmiştir: Hüseyin Kutlu, Hâce Muhammed Lutfî (Efe Hazretleri) Hayâtı Şahsiyeti ve Eserleri, İstanbul 2006, s. 62-64.
 
Prof. Dr. Necdet Tosun

Bu yazı 885 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit




Tarihden

Anadolu'yu İrfanla Mayalayanlar

Anadolu'yu İrfanla Mayalayanlar Tarihimize tasavvufi açıdan kısa bir bakış yapmaya var mısınız?

Padişahların Mensup Olduğu Tarikatlar: SULTANDAN EVLİYA OLUR MU?

Padişahların Mensup Olduğu Tarikatlar: SULTANDAN EVLİYA OLUR MU? Padişahların Mensup Olduğu Tarikatlar: SULTANDAN EVLİYA OLUR MU?

SEMERKAND KÖŞESİ

Söz ve Resim
Sâdâtlar sünnet-i seniyyeyi sözle değil hal olarak yaşar ve yayarlar.

GAVS-I SANİ HZ.

BEŞİR DERNEĞİ

SÖZLÜK

(c) Web sitemizin Semerkand Şirketler Grubu gibi bir kuruluş ile resmi bir bağı kesinlikle yoktur, tamamen kişisel çabalarla kurulmuş bir web sitesidir. Ancak istifade edilmesi için yazı ve linklerini kaynak belirterek yayınlayıp, destek verdiğimizde olabilir. Ayrıca diğer kaynaklardan, ehli sünnet çizgisinde gördüğümüz çalışmaları kaynak göstererek sitemizde yayınlamaktayız. Niyetimiz, sayısız faydasını gördüğümüz, Kuran ve Sünnet esaslı bu yüce Nakşibendi yolunu insanların tanıması ve istifade etmesine vesile olabilmektir. Sitemizden emeğe saygı çerçevesinde kaynak göstererek her türlü alıntı yapılabilinir. www.NaksibendiTarikati.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim