Nakşibendi Tarikatı - Öz değerleriyle birlikte.
ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE SORU SORUN? İLETİŞİM

GALERİ

ANKET

Yeni web sitemizi nasıl buldunuz?





Tüm Anketler

SİTEDE ARA


Gelişmiş Arama

SİTEMİZE ZİYARETLER!

 
Bugün Tekil378 
Bugün Çoğul587 
Toplam Tekil 4568807 
Toplam Çoğul7261723 
Ip 54.167.231.97

REKLAM

 

HİMNET

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ

Tasavvufun Ayet ve Hadislerle Delili

Tasavvufun Ayet ve Hadislerle Delili

Tarih 21 Mart 2012, 16:37 Editör

Tasavvufun Ayet ve Hadislerde ki delillerinden bazılarını bu yazıda bulacaksınız..

Tasavvufun Ayetlerde ki Yeri

“Ve sana kitabı da hak olarak indirdik, kendisinden evvelki -semavî- kitabı tasdik edici ve üzerine bir koruyucu olmak üzere. Artık aralarında Allah Teâlâ'nın indirmiş olduğu -hükümler- ile hükmet. Ve sana gelen haktan -ayrılıp da- onların havalarına tâbi olma. Sizden her biriniz için -vaktiyle- bir şeriat, bir açık yol kılmıştık. Ve eğer Allah Teâlâ dilese idi elbette sizleri bir ümmet kılmış olurdu. Fakat size vermiş olduğu şeyler de sizi imtihan etmek için -bir ümmet kılmadı- artık hayırlı işlere koşunuz. Nihâyet cümleten dönüşünüz Allah Teâlâ'yadır. Binaenaleyh nelerde ihtilâf etmiş olduğunuzu o size haber verecektir..”(Maide Suresi. Ayet: 48)


“Yoksa o kimse ki, gece saatlerinde -ibadete- devam eder, secde edici ve kıyamda durucu olarak ahiret azabından çekinir ve Rab'binin rahmetini diler, -bununla böyle olmayan eşit olur mu?.-Deki: Hiç bilenler ile bilmeyenler eşit olabilirler mi?. Ancak saf akıl sahipleri düşünüverir. -bundan ibret alırlar.” (Zümer Suresi. Ayet :9)


” Ve o kâfir olanlar der ki: Onun üzerine Rabb’inden bir mucize indirilmiş olmalı değil mi?. Sen ancak bir uyarıcısın ve her kavim için bir hidâyetçi vardır.” (Raad Suresi. Ayet: 7


“Ve insanlardan öylesi de vardır ki, ne bir ilme ve ne bir rehbere ve ne de aydınlatan bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücalede bulunur.” (Hac Suresi. Ayt: 8)

” Görmediniz mi ki: Allah Teâlâ sizin için göklerdekini ve yerde olanı musahhar kılmıştır. Ve üzerinize zâhiren ve batınen nimetlerini pek geniş surette itmam buyurmuştur. Ve insanlardan öylesi de vardır ki, ne bir ilme, ve ne de bir rehbere ve ne de aydınlatan bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadelede bulunur.” (Lokman Suresi.ayet: 20)


“Ve eğer onlar, o tarik (yol) üzerinde dosdoğru gitse idiler, elbette kendilerine bol bol su içirirdik.” (Cin Suresi. Ayet: 16)

“Onları bu hususta imtihana çekelim diye ve her kim Rab'binin zikrinden yüz çevirirse onu da pek meşakkatli bir azaba sevk eder.” (Cin Suresi. Ayet: 17)

“Şüphe yok ki: Bu, bir öğüttür, artık kim dilerse Rab'bine bir yol tutar.”(Müzemmil Suresi. Ayet: 19)

"Şüphe yok ki: İşte bu, bir öğüttür. Artık kim dilerse Rab'bine bir yol tutar.”(İnsan Suresi. Ayet:29)” İşte bu, hak olan gündür, artık kim dilerse Rab'bine sığınacak bir yer edinsin.” (Nebe Suresi. Ayet: 39)

 

Tasavvufi düşünce ile ilgili olan hadislerden 40 tanesi şöyle sıralanabilir:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

  1. “Gizli bir hazine idim, bilinmeyi sevdim ve mahlukatı yarattım” (hadisi kudsi)
  2. “Nefsini bilen rabbini bilir.”
  3. “Yer ve göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.”(hadisi kudsi)
  4. “Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz. Bu da kalp cihadıdır.”
  5. “Bir anlık tefekkür bir yıllık ibadetten hayırlıdır.”
  6. “Ölmeden önce ölünüz.”
  7. “Sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım”(hadisi kudsi)
  8. “Allah’ım beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öldür.”
  9. “Allah her mahzun kalbi sever.”
  10. “Dünyayı dünya ehline bırakınız.”
  11. “Üç şeye güvenilmez:Dünya, sultan, kadın.”
  12. “Açlık hikmettir.”
  13. “Hikmet on kısımdır. Dokuzu uzlette biri susmaktır.”
  14. “Selamet uzlettedir.”
  15. “Ben ilmin şehriyim, Ebu Bekir onun esasıdır.”
  16. Ebu Bekir, arkadaşım ve mağara dostumdur. dost edinecekseniz Ebu Bekir’i dost edininiz.”
  17. “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mavlasıdır.”
  18. “Ben ilmin şehriyim Ali onun kapısıdır.”
  19. “Sözlerim şeriat, davranışlarım tarikat, halim hakikattır.”
  20. “Dostların arasındaki şeyh, ümmeti arasındaki Peygamber gibidir.”
  21. “Kırk gün ihlasla ibadet edenin hikmet menbaı kalbin diline ve oradan da ortaya çıkar.”
  22. “Fakirlik iftihar ettiğim bir şeydir.”
  23. “Mücahid nefsiyle cihad edendir.”
  24. “Bu ümmette otuz abdal vardır.”
  25. “Kuyruk ol baş olma.”
  26. “İlim bir noktadır, cahiller onu çoğalttı.”
  27. “Müminin kalbi Allah’ın evidir.”
  28. “Dünya ve içindekiler melundur ancak müminler ve Allah için yapılanlar müstesna.”
  29. “Fakirlerle birlikte oturup kalkmak tevazudandır ve üstün bir cihadddır.”
  30. “Üç şey gözün görme gücünü arttırır: Yeşil renk, akarsu ve güzel yüze bakmaktır.”
  31. “Allah’ın yarattığı ilk şey benim nurumdur.”
  32. “Yıldızlar gök ehlinin emenı, ehl-i beytim ise ümmetimin emanıdır.”
  33. Sufileri ve hırkalarını tenkit etmeyiniz, Çünkü onların ahlakı nebilerin ahlakı, elbiseleri de nebilerin elbiseleridir.
  34. “Bildiği ile amel edene Allah bilmediğini öğretir, bilmediğine onu varis kılar.”
  35. “Müminin ferasetinden sakınınız. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.”
  36. “Tefekkür gibi ibadet yoktur.”
  37. “Zikrin en hayırlısı, gizli olandır.”
  38. “Onlar ( Allah dostları) öyle kimselerdir ki görüldükleri vakitte Allah hatırlanır.”
  39. “Sizden biriniz (hakkında) ’ muhakkak o ( iman eden kişi) delidir’ denilinceye kadar (denilmedikçe, kamil manada) iman etmiş olamaz.”

kaynak:

Tasavvuf ve tarikatlar tarihi- Mustafa Kara

TASAVVUFUN HADİSLERLE DELİLİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram'ı, Adab-ı Ders ve Adab-ı Nefs olmak üzere iki şekilde terbiye etmişlerdir. Allah-u Zülcelâl Habibini bu iki adab ile adablandırmıştır. 0 da ashabını böylece adablandırmıştır.

Adab-ı Ders; zâhirî olarak yapılan bütün ibadetlerin Allah-u Zülcelâl'in istediği şekilde yapılmasıdır.
Adab-ı Nefs; nefsin ve ruhun kötü sıfatlardan temizlenmesi ve güzel sıfatlarla muttasıf (bezenmiş) olmasıdır.

Allah-u Zülcelâl'in veli kulları da bu iki Adabla Adablanmışlar ve kendilerine tâbi olanları da bu şekilde adablandırmaktadırlar. Çünkü mürşid-i kâmiller, bir silsileye dayalı olarak günümüze kadar gelmişlerdir. İşte bu sebeple, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in gerçek manada varisleri olan mürşid-i kâmillere intisab etmek ve onlardan istifade etmeye çalışmak son derece faydalı ve gereklidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ashab-ı Kiram-ı sadece zâhirî bilgi vermek yoluyla değil, aynı zamanda onların manevi hastalıklarıyla bizzat ilgilenerek çeşitli tavsiyelerde bulunarak ve manevi tedavi usulünü kullanarak yetiştirmiştir. Bu durumlara bir kaç örnek verebiliriz.

Ubeyb bin Ka'b şöyle buyurmuştur: "Bir gün camide bulunduğum bir sırada adamın biri geldi ve Kur'an okudu. Ben onun okumasını beğenmedim. Başka bir adam gelerek yine Kur'an okudu. Onun kıraatı önceki adamın kıraatı gibi değildi. Namazlarımızı bitirdikten sonra hepimiz Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) yanına gittik.

Ben dedim ki: "Ya Resûlallah! Bu Kur'an okudu, ben onun okumasını beğenmedim. Bu da okudu daha çok beğendim. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ikisine de Kur'an okuyun buyurdu. Onlar Kur'an okudular, ikisinin kıraatını da güzel buldu. O zaman nefsime, önce okuyan kişinin okuması yanlış geldi. Cahiliye buğzu kalbime geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kalbime vurdu ve bende şiddetli bir terleme oldu. Sanki Allah-u Zülcelâl'in tecelliyatını görüyor gibi oldum ve o düşünce benden gitti." ( Muslim; fi Beyan'il Kur'an.)

Görüldüğü gibi Ashab-ı Kiram zâhiri ilimle kendilerini tedavi edemiyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) doktorluğundan istifade etmek, eczanesinden ilaç alıp kullanmak suretiyle kendilerini tedavi edebiliyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in ashabının kalbine vurması O'nun manevi tasarrufudur. Allah-u Zülcelâl âyet-i kerimede:

"O'dur ümmiler içinde kendilerinden olup onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkarıp parlatan, onlara kitap ve hikmet öğreten.." (Cuma;2) buyurmuştur.


İbn Abidin kuddise sırruh şöyle buyurmuştur:


"İhlas ilmini okumak; ucub, riya, hased gibi manevi hastalıkları bilmek ve bunlardan muhafaza olmaya çalışmak farzı ayndır. (her müslümana farzdır.) İnsanın nefsi için her birisi birer afet olan kibir, gazap, cimrilik, ihanet gibi hastalıkları bilmek ve kendini bunlardan muhafaza etmek de farz-ı ayndır." (İbn-i Abidin; I/42)


Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez" (Muslim, İman:147)


Tüm bunlardan sonra bizim için en önemli görev, kendimizi bu çirkin hastalıklardan temizleyip, halis bir kalple Allah cc. yönelmektir. Bu da ancak tasavvuf ile mümkündür.

Allah-u Zülcelâl nasıl zâhirî azalarımızla yaptığımız kötü hareketleri haram kılmışsa, bâtınî olan; kin tutmak, riya (gösteriş) da bulunmak, hased etmek gibi kötü hareketleri de haram kılmıştır. Öyle ise bu bâtınî olan kötü sıfatları da izale etme çabasına girmemiz gerekir. Bunun yegâne yolu da şânı büyük olan tasavvuf yoluna girmektir.

Tarih ve fıkıh alimi, İbn-i Haldun (ks) şöyle demiştir: "İhlas ilmini okumak; ucub, riya, hased gibi manevi hastalıkları bilmek ve bunlardan muhafaza olmaya çalışmak farz-ı ayndır (her müslümana farzdır). İnsanın nefsi için her birisi birer afet olan kibir, gazap, cimrilik, ihanet gibi hastalıkları bilmek ve kendini bunlardan muhafaza etmek de farz-ı ayndır."

Peygamber Efendimiz (s.a.v):

"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez." (Muslim; Kitab'ul İman ) buyurmustur.

Tüm bunlardan sonra bizim için en önemli görev, kendimizi bu kabih (çirkin) hastalıklardan temizleyip, halis bir kalble Allah-u Zülcelâle yönelmektir. Bu da ancak tasavvuf ile mümkündür.


imam-i rabbani (ks) söyle buyuruyor:

iNSANA LAZIM OLAN ÖNCE EHL-i SÜNNETE UYGUN iNANMAK,SONRA ALLAHÜ TEALANIN EMiR VE YASAKLARINA UYMAK,DAHA SONRA TASAVVUF YOLUNDA iLERLEMEKTiR.


Sonuç olarak tasavvufun aslı; Kur'an ve Sünnet yolunda yürümektir. Tasavvuf üstadlarının tarif ettiği yoldan, ne olursa olsun ayrılmamaktır. Bidatleri, boş arzuları, nefsanî istekleri terk etmektir. Hürmet gösterilmesi gereken mübarek zatlara ve diğer mahlukata karşı saygıda kusur etmemektir.

Bu yazı 46907 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit




Tasavvuf-Nakşibendilik

SEYYİD ABDULKADİR GEYLANİ; " MÜRŞİDSİZ OLMAZ !!! "

SEYYİD ABDULKADİR GEYLANİ; SEYYİD ABDULKADİR GEYLANİ ( K.S ) BUYURUYOR Kİ; " MÜRŞİDSİZ OLMAZ !!!"

TASAVVUFU KABUL ETMEYEN VEHHABİLERİN KENDİ ŞEYHLERİNİN TASAVVUFU VE SUFİLİĞİ KABUL ETMESİ !!!

TASAVVUFU KABUL ETMEYEN VEHHABİLERİN KENDİ ŞEYHLERİNİN TASAVVUFU VE SUFİLİĞİ KABUL ETMESİ !!! TASAVVUFU KABUL ETMEYEN VEHHABİLERİN KENDİ ŞEYHLERİNİN TASAVVUFU VE SUFİLİĞİ KABUL ETMESİ !!!

SEMERKAND KÖŞESİ

Söz ve Resim
Zikir çekilmezse kalbe Allah’ın (c.c) nuru gelmez. Ya ne gelir? Şeytanın vesvesesi gelir ve Allah’ı unutturuncaya kadar (vesvese) devam eder.

GAVS-I SANİ HZ.

BEŞİR DERNEĞİ

SÖZLÜK

(c) Web sitemizin Semerkand Şirketler Grubu gibi bir kuruluş ile resmi bir bağı kesinlikle yoktur, tamamen kişisel çabalarla kurulmuş bir web sitesidir. Ancak istifade edilmesi için yazı ve linklerini kaynak belirterek yayınlayıp, destek verdiğimizde olabilir. Ayrıca diğer kaynaklardan, ehli sünnet çizgisinde gördüğümüz çalışmaları kaynak göstererek sitemizde yayınlamaktayız. Niyetimiz, sayısız faydasını gördüğümüz, Kuran ve Sünnet esaslı bu yüce Nakşibendi yolunu insanların tanıması ve istifade etmesine vesile olabilmektir. Sitemizden emeğe saygı çerçevesinde kaynak göstererek her türlü alıntı yapılabilinir. www.NaksibendiTarikati.com
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim